09 December, 2019

Zıtlıkların Birliği ve Denge


Hunab Ku

Bu gezegende yaşamın temel amacı kim olduğumuzu bulmaktır. Bir rüyada olduğumuzu, unuttuğumuzu farkedip kim olduğumuzu, tanrısallığımızı bulma yolculuğuna çıkmamızdır. Başka deyişle, kritik düşünme yeteneğimizi kullanarak, inanç sistemleri ile etrafımıza örülen program duvarlarını aşarak irademizi ellerimize almaktır. Bunun yaşamın temel amacı olduğunu hepimiz içten içe biliriz. İçimizi derinden yakan bir özlem duyarız. Ama çoğu zaman, etrafımıza örülen katman katman inanç sistemleri bizi meşgul eder ve bu yolculuğa, yani ruhsal simya yoluna çıkmayı erteler dururuz. Bu yolculuğa çıkmamız gerektiğini hatırlatan olaylar olur etrafımızda sürekli. Özellikle birilerinin kendi yolculuğunu anlattığı bir sanat eseri bizi içine çeker, unuttuğumuzu hatırlarız. Bazense biryerlere yaptığımız bir yolculuk hatırlatır bize bunu. İçimizde birşeyler uyanır.

İşte antik uygarlıklardan kalan birçok yazıt, duvar resimleri, heykeller bize bu yolculuk hakkında bilgiler verir. Özellikle Mısır’dan kalanlar, semboller kullanılarak bize ruhsal simya yoluyla tanrıya ulaşma, aydınlanma yolculuğunu anlatır. Orada İsis ve karanlık kızkardeşi Neftis ile, Osiris ve karanlık kardeşi Set ile, karanlık ve ışık sembolizmini görürüz. Yılan, altın, sekiz köşeli yıldız, herşeyi gören göz, piramit, inek, kayık gibi sembollerle bize, hepimizin içimizden bir parça bulabileceğimiz simya hikayeleri anlatılır. İşte bu hikayeler, gözümüze çekilen perdenin arkasına geçebilmemiz için gerekli algıya ulaşabilmemiz için ipuçlarından başka birşey değildir. Sembollerden oluşan bir dil vardır. Ve insan içine zıpladığı ve kendini dinlemeye başladığı zaman, bu semboller konuşmaya başlar. Bir puzzle çözer gibi, kalbi aktifleştirmek ve kozmik gözlemciye ulaşmak için gerekli bilgileri bize akıtır.

Bu aydınlanma sürecini yaşamayı kabul ettiğimizde ve içimize dönüp dinlemeye başladığımızda şu değişimler olur:

--Lucid rüyalar görmeye başlarız

--Üçüncü gözümüz aktive olur ve vizyonlar görürüz.

--Hislerimiz kuvvetlenir ve hislerimizle etrafızdaki enerjiyi farketmeye başlarız

--Kundalini uyanır ve enerji akışlarını hissetmeye başlarız

--Astral seyahat başlar

Astral seyahat başladığında muhteşem bir kapı önünde buluruz kendimizi. Bu kapının ardında bilgi vardır. Bu bilgi bize yukarıda bahsettiğim semboller kullanılarak, alegori ve metaforlar olarak verilir. Kişi burada alçak gönüllü olmalıdır. Buraya gelen birçoğu kerameti kendisinde sanarak, kendini bir çeşit peygamber ilan etme ve insanları etrafına toplama derdine girer. Aslında burası yolun daha çok başıdır. Kişi bu yolu yürüyerek, sembollerden yazılan hikayeyi çözmeye çalışacak ve bu şekilde olaylara farklı perspektiflerle bakma yöntemlerini öğrenecektir. Burada zıtlıkların birliği prensibi görülmeye başlar. Yani İsis-Neftis ve Osiris-Set’te olduğu gibi, realitede hareketin –herhangi bir taraf tutmadan- Işık ve Karanlık arasındaki hareketten doğduğunu keşfederiz. Esas olanın dengeyi bulmak olduğunu görürüz. Kendimizi fikirlerle özdeşleştirmeyi,kimin karanlık olduğunu göstermeyi bırakırız. Bunun dualiteyi beslediğini algılarız.

--Ledün ilmine çekiliş

Astral seyahat yaptıkça kişi bu realite içinde de kelimelerin arkasındaki gizli anlamları, etrafında olan olayların nedenlerini, hatta insanların düşüncelerini okumaya başlar. Bu zaten algının gelişmesinin bir sonucudur. Bunu başarmış kişilere aziz, yogi gibi isimler verebiliriz.

--Kendi realitesinin temel kurallarını dizayn etmek

Kişinin algısı yeterince geliştiğinde, artık temel amaç kendisine yepyeni bir realite geliştirmek haline gelir. Bu realitenin temel kurallarını dizayn etmeye başlar. Tabletlerle daha önce yazılmış kurallara benzer kurallar yazmaya yönelir. Bu yolda astralda doğal olarak pekçok eski bilgiye, dini kitaplarda anlatılan konseplere çekilir ve bunların nedenlerini/sonuçlarını görmeye başlar ve kendi realitesini buna göre dizayn etme yoluna gider. Şu anda insanlar arasında en yüksek algıda olanlar bunun için çalışmaktadır. Belki de o yeni realite, yeni yüksek bilinç kollektifi için çoktan dizayn edilmiştir diye düşünüyorum. Belki bu dizayn aşaması sadece kişinin farkındalığına bu kuralları indirme sürecidir.

Sonuç olarak kişi “yükseliş” denilen durumu yaşayacak, üçüncü boyutun kollektif bilincinden çıkmış olacak ve yeni realiye geçecektir. Zaten kutsal kitaplarda bahsedilen “Dünyada Cennet” diye tasvir edilen durum budur. Bu yolda pekçok tuzak vardır. Astraldan bilgi çektikçe, kerametin kendisinde olduğunu ispatlama derdine düşen insanlar görürüz. Ya da vizyonlarla üçüncü gözle alınan metaforlardaki bilgileri yanlış yorumlayarak, hala karanlık diye birşey olduğunu ve bundan kaçmamız gerektiğini düşünebiliriz. Tabi biz kaçtıkça kafamızda oluşturduğumuz o karanlık, bir canavar gibi bizi kovalamaya devam eder. Çünkü hala dualiteyi beslemekteyizdir. Bu nedenle, astral seyahat için aktive olan insanların bazı yerlerde takıldıklarını ve kendilerine yeni inanç sistemleri geliştirdiklerini görürüz.

Mesela, bu ara bilinçlerde geliştirilmiş bir inanç sistemi genelde kerametin dünya dışı ırklardan geleceğine inançtır. Bu inanca varmış astral seyahatçi yukarıdan bu ırklardan mesajlar getirdiğini söyleyerek, astral yapmayan insanları bu şekilde etrafına toplamaya çalışır. Bu da yine insanları yardımı dışarıdan bekleme durumuna çeker ve içe seyahati erteler.

Bir başka inanç sistemi ise bu realitede birilerinin bizi sürekli manipüle ettiği, çocuk istismarı yaptığı, tüm paranın ve yönetimin onların elinde olduğu ve bizi onların hapsettiği gibi bilgiler hakkında yazıp durmak ve parmakla düşman göstermek şeklinde olur. Eğer düşüncelerinizi bu boyuta odaklarsanız göreceğiniz yine bu çile ve kontrol mekanizmalarıdır. Üçüncü gözle gelen bu negatif bilgilere takılan insanlar, içlerine dönüp dengeyi içlerinde bularak tüm bu mekanizmalardan kendilerini soyutlayabilecekleri ve kendi kaderlerini ellerine alabileceklerini gözden kaçırır.

Sonuç olarak esas olan algıyı geliştirerek dengeyi bulmaktır. Hiçbir dünyasal kavrama takılmadan, içimizdeki gözlemciyi bulmak esas amacımız olmalıdır. Unutmayın, herhangi bir fikre kapılarak yaptığımız her hareket bir karşı hareket oluşturur ve bize geri döner. Kozmik gözlemciye kanalize olduğumuzda, kozmik nehirde yüzeriz. Bu nehir de bizi kozmozda bir sonraki durağa götürür. Hem de bizim hiçbir çaba harcamamıza gerek kalmadan.

27 November, 2019

Cagliostro the Charlatan

A certain group in Knight Templars have always tried to protect the goddess and her lineage. Before the templars, there were other groups that were sworn to protect this lineage. After the killings of the templars in 14th century, a new group gathered in Venice to protect this lineage and its teachings. They started initiating many people into the Order of the Rose. Their goal was to ensure smooth transition for the end of the cosmic cycle.

Templars were executed by the church. To control the emerging Order of the Rose, a different strategy was going to be taken. During 18th century, the teachings of this order was going to be in the hands of Cagliostro who would use these teachings to his own advantage -to make money and take advantage of women-. Later, during early 20th century, he was incarnated as the occultist Aleister Crowley.

Cagliostro hurt many women even when he was married to another woman who willingly participated his games. He took part in the Affair of the Diamond Necklace which was a major catalyst behind the French Revolution. He forged documents written by St Germain and even Casanova. He also distorted many mystical teachings of the East that he learned during his travels. He knew about Egyptian Rites, he was aware of the teaching of India and even Sufism. Cagliostro performed many rites and used compartmentalization and mystery to allure people into his “special groups”. Cagliostro became such a famous charlatan that Alexandre Dumas was guided to write novels about him.

While Cagliostro was on another agenda, St Germain was working with people initiating them into the sacred teaching of the order. Madame Pompadour, many women living in the different parts of the world, and many philosophers and artists were given much information and perspectives to prepare the reality for the end of the cosmic cycle this way. At the same time, a group of Templars with Henry I Sinclair would be able to travel to America many years before Columbus for the same reasons.

The incarnations of all of these people are still among us. Day by day, as we approach into the new cosmic cycle, their masks are falling off and we are able to see them for who they are. Meanwhile, it is best for everyone to jump inside and stay with the unchanging observer. No matter how much hurt you may be, you are still part of the cosmic oneness and you are a perfect being as you are.

17 November, 2019

İnsan Programları

İster inanın, ister inanmayın, insan da biyolojik bir robottur. Bir programı vardır. Bu program hiç şaşmaz. Sanmayın ki, hafta içi çalışıp, hafta sonu bir iki eğlence faaliyetine gidip, aile ziyareti yaptınız, hatta tatil planladınız diye bu programda değilsiniz. İnsanın yazılımı baştan hatalıdır. Bugünlerde pek çoğunun beklediği “hasat” denilen şey de insanın hatalı programının düzelmeyeceğinin sonucu olarak olacak olan şeydir. İnsana, programını bozup barış ve harmoni içerisinde yaşamı bulması için verilen süre artık dolduğu için de önümüzdeki yıllarda yaşanacak olunanlar yaşanacaktır.

Şunu söylemekte fayda var. Orta Asya’da çeşitli yazıtlarda kim oldukları konusunda ipuçları verilen görevli bir ırk da vardır. Bu konuda zaten yazılıp çizilmektedir. Bu insanları burada anlatacaklarımın dışında tutmak isterim. Neyse, hazırsanız, hadi insan programlarının ne olduğunu teker teker inceleyelim:

Genel olarak insanlar koşulsuzca sevme ve sevilme arayışındadır. Ama bunu kabul edip sevgi temelinde realiteler kurmayı başaramamışlardır. Hemen hepsi programlarındaki istisna/anomali üzerinden hareket etmeyi seçmiştir. Zamanla zaten aynı niyetler onları benzer davranış paternlerine yani programlara sürüklemiş ve bizi buraya getirmiştir. Ne mi bu programlar:

1. Tanrıyı Oynamak İsteyenler: Aslında bunda kısmen haklıdırlar. Çünkü insanlar tanrıların görünümünde yaratılmışlardır. Her zaman kral ve kraliçe olmak isterler. Yani gücün peşindedirler. Bir özellikleri ile diğerlerine üstün gelmeye görsünler… Bunu kullanıp sonuna kadar gitmek isterler. Üstün oldukları özelliklerini kullanarak etraflarında kendilerine biat eden bir toplum oluşturmaya çalışırlar. Bunu başarmaya başladıkları zaman daha fazlasını isterler. Biri onların etraflarında oluşan biat eden topluluğu ellerinden almak isterse, hemen savaş başlatırlar. Düşman göstermeye başlarlar.

2. Güçsüzler: Bunlar güçleri olmadığına inandırılmıştır. Sürekli etraflarında toplanacakları, biat edecekleri birilerini ararlar. Dinleri de en çok takip edenler bunlardır. Soru sormadan sorgulamadan takip etmeye çalışırlar. Sorgulamanın onları tehlikeli durumlara sokacağından korkarlar. Bu gruptakilerden biri bir gücü olduğunu farkeder ve “Tanrıyı Oynamak İsteyenler” programına geçerse, çok ilginç durumlar yaşanır.

3. Kendilerini Güçsüz Gösterip Gizli Güç Peşinde Olanlar: Bunlar çok sinsidir. Size hiçbir güçleri yokmuş ve size yakın en masum insan rolündedirler. Kendileri hakkında bilgi pek paylaşmazlar. Genelde kendilerine evlerinin içinde bir krallık kurmuşlardır. Tanrıyı evde oynayıp, dışarıya güçsüz gözükmeye çalışırlar. Bunlar bir cesit parazittir.

4. Parazitler: Bunlar drama yaratma peşinde koşanlardır. Ondan ona laf taşırlar. Çeşitli kumpaslar kurarak insanları birbirine düşürmeye çalışırlar ve oluşan negatiflikten beslenirler. Tartışmaların en büyük körükleyicileridir. Ama savaş başladı mı, içine girmez yeni dramalar peşine düşerler. Realitenin devamını sağlamak temel misyonlarıdır.

5. Programlarını Bozmuş Olanlar: Bunlardan çok az vardır. Yukarıda listelenen insanların çıkamadıkları program döngülerini farketmişlerdir. Çoğunluğu bir kenara çekilir ve sakin bir yaşantı sürüp realitedeki zamanlarının bitmesini bekler. Bir kısmı bunlar hakkında yazıp çizer, bu program döngüleri konusunda farkındalık getirmeye çalışır. Ama bunun hiçbir işe yaramayacağını görünce denemeyi bırakırlar. Para peşinde ya da dünya malı peşinde değillerdir. Haberleri bile seyretmeden günler geçirebilirler. Genelde doğada vakit geçirirler.

İşte bu genel programlar üzerinden yaşayan insanları realitemizde şu şekillerde görürüz.

1. Dine İnananlar: Dünya nüfusunun çoğunluğudur. Hangi dine inanırsa inansın, bu gruptakiler genelde iki gruba ayrılır.

a.Takipçiler: Bunlar yukarıdaki ikinci gruptakilerdir. Sessizce dinlerinin listediği kurallar çerçevesinde yaşarlar. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın durumu vardır.

b.Aktif Dinciler: Bunlar bize “tanrının mesajlarını getirdiklerini” söyleyenlerdir. Hepsi din adamı ya da politikacıdır. Etraflarında biat edenleri vardır. Yukarıda birinci kategoride olanlardır. Onları eleştirenler olursa hemen onları düşman göstermenin bir yolunu bulurlar. Mesela olan bir depremden ötürü içki içenleri, dinsizleri, ya da çıplak gezen kadınları suçlarken, iyi bir şey olduğunda da bunu tanrının sevgili kulu olduklarına bağlarlar. Bu her din için böyledir. Bunlar için bir tehdit unsuru olursanız, sizi altetmek için ayet bile yazarlar.

2. Uyanmışlar:

a. Atlantis/Mısır/Agartha/Mu Rahip/Rahibeleri: Bunlar enerji işleriyle uğraşanlardır. Genelde iki gruba ayrılırlar. Ama tüm gruplar bir matriks/kontrol mekanizması içinde olduğumuzu anlatır. İluminatiden bahseder durur. Çocukların istismarı, gizli ritüeller, uzaylıların varlığı konusunda ve bizi bekleyen matriksin çöküşünden önce mümkün olduğunca insanın uyanması gerektiği konusunda anlatır dururlar. Her şeyin sevgi olduğunu söylerler. Herşey birdir derler ve bir an önce dualitenin sonlanması gerektiğini anlatır dururlar. Büyük çoğunluğu meditasyonların önemini vurgularlar. Bu gruplar:

b. Uyanışı Para İle Satanlar: Bunlar para ile size enerji ve uyanış satar. Bunlar ne kadar hepimiz biriz, hepimiz sevgiyiz derse desin, henüz programlarından kurtulamamışlardır. Kendilerinin tanrının mesajını verdiğini anlatırlar. Etraflarında bir cemaat oluşturarak mümkün olduğunca onları kendilerine bağlamak isterler kısaca güç peşindedirler. Birisi onların para kazanmasını ve yüksek rahip/rahibelik/peygamberliğini tehdit edici bir eylemde bulunursa, hemen düşman göstermeye başlarlar. Bunların aslında Aktif Dincilerden pek farkı da yoktur. Olan depremlerin nedenini kadınların açık bellerine yüklemezler, ama düşman gördüklerinin karanlık olduğunu iddia ederler. Mesela insanların kafasında oluşturdukları “arkon” denilen düşmana yüklerler sorunu. Birisi onların pozisyonunu sarsmaya yeltenirse, cemaatlerine o kişinin arkonların ajanı olduğunu ilan ederler.

c. Parasız Uyanış Satanlar: Bunlar paylaştıkları bilgileri parasız etraflarına yaymaya ve misyonlarını yapmaya çalıştıklarını anlatırlar. Bu yüzden sizlerden saygı ve sevgi beklerler. Aslında bunların da peşinde olduğu şey sadece ve sadece onları takip edecek ve “tanrının mesajlarını” onlardan alacak bir kalabalıktır. Bunlara da biri saldırırsa, hemen “ben bunu bedava yapıyorum, bunlar karanlığa hizmet edip bizi durdurmaya çalışıyor” derler.

Bu iki grubu da takip eden birçok sevgi pıtırcığı vardır. Bunların bir kısmı kendilerinin güçsüz olduğuna inanmış olanlardır. Kimisi ise parazittirler. Drama yaratmaya devam ederler.

3. Ateistler, Deistler vs vs: Bunlar bilime, hiçbirşeye inanmadıklarını, ya da “genel” inandıklarını vs de söyleseler de hemen hepsi kafalarında bir inanç sistemi oluşturmuş ve yukarıdaki ana programları farklı kostümlerle oynar dururlar.

4. Programdan Çıkmakta Olanlar: Bunlar kendileri ile yüzleşme yaşamakta olanlardır. Yukarıda sayılan birçok aşamayı yaşamışlardır. Sonra yaşadıkları bir kırılma noktası onları aynada kendileri ile yüz yüze getirmiş ve “ben ne yapıyorum” sorusunu sordurmuştur. Bunlar uzun bir süre kendi hayatlarındaki dramaların nedenlerini çözmeye çalışır. Sonra etraflarındaki benzer dramaları da görür ve programın farkına varır. Bu farkındalık zaten onları programdan çıkaracaktır. Çoğu zaman insanlara nefret duyarlar. Bunu hareketlerinde de belli ederler. Bu kabullenme sürecine kadar inişli çıkışlı devam eder. Ama hemen hepsine ihtiyacını duydukları yardım gelir.

5. Programdan Çıkmış Olanlar: Bunlar artık karma yaratmadan yaşamayı öğrenmiştir. küçük şeylerden mutlu olurlar. İzlerler. Pek konuşma ihtiyacı duymazlar. İşlerini bile karma yaratmayacak bir işle değiştirmişlerdir genelde. Bunların sayısı çok çok çok azdır.

05 November, 2019

Kendimizle Yüzleşmek ve Anka Kuşu


Yaşam ve realite…İçinde sonsuz paradoksları ve ironileriyle, gün ve gün yaşamaya devam ettiğimiz bu hayat. Her gün, bu kaos içinde rolümüzün ne olduğunu bulmamız gerektiğini bilme duygusu ve bu duyguyu bastırmak için verdiğimiz savaş. İçimizde büyüyen acı. Burnumuzun dibinde öylece duran o büyük soru ve bizim o soruyu görmezlikten gelerek harcadığımız yıllar…Kimimizin kendini “uyanmış” kategorisine koyarak ezbere okuduğu cümleler...

Buraya, bu yaşamın içine neden geldiğimizi bulmamız gerektiğini hepimiz biliriz içten içe. Sanki sayısız günümüz varmış gibi, sahneye çıkmanın verdiği heyecan ile belki de; kendimizi başkalarına sevdirmek, beğenilmek, birilerine üstünlük taslamak, birilerine bizsiz varolamayacakların ispatlamak gibi amaçlarla, birşeyler kanıtlamak zorunda hissederek geçiririz hayatlarımızı. Bu böyle sürer gider yıllarca. Kim olduğumuzu ve evrendeki rolümüzü bulmak için yapmamız gereken yegane şeyi -kendimizle yüzleşmeyi- erteler dururuz. Bunu yaparken de doğanın dengesini bozmaya devam ederiz. Başkalarını kırarız, yalanlar söyleriz, yardım etmeyiz, sırtımızı döneriz insanlara, hayvanlara ve doğaya. İçten içe birşeylerin yanlış gittiğini biliriz. Yapmamız gereken asıl şeyi yapmadığımızı hissederiz, ama yıllar içinde aynı döngülerde yaşayıp durduğumuz için, o yapmamız gereken şeyin ne olduğunun adını bir türlü hatırlayamayız.

Ancak yaşantılarımızı üzerine kurduğumuz kağıttan kaleler bir gün yıkılacak kadar sarsılacaktır. Çünkü öz benlik, hayata geliş ana amacını kaybetmiş alt benliğe büyük bir sürpriz yapacaktır. Bu kaçınılmazdır. Realitenin içindeki karma sistemi hiç şaşmaz. Kişinin durup kendisi ile yüzleşmesi için bir fırsat çıkaracaktır öz benlik. Bir kırılma noktası yaşatacaktır. İşte bu kırılma noktası, ne kadar acı verirse versin, karşınıza çıkacak en büyük şanstır. Çünkü asıl aydınlanma; içine düştüğünüz dipsiz çukurda en derinlere gittiğinizde bulacağınız şeydir. Asıl iyileşme, asıl özgürleşme, varlığının gerçeğini keşfetme, doğrunu bulmak işte tam da buradadır. Burası duygularınla, acıyla ölmenin ve küllerinden bir anka kuşu olarak, özgürleşmiş olarak doğduğun yerdir.

Mevlana yazdıklarında hep bunu anlatmıştı. “Yara ışığın içine sızdığı yerdir” demişti mesela. “Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.” demişti.

İşte bu kırılma noktası herkese gelir. Bir anda işinizi kaybedersiniz. Eşiniz sizi aldatır. Yardım ettiğiniz kişiler, arkadaşlarınız size sırtlarını dönerler, bir yakınınız ölür, bir kaza geçirir ve sakatlanırsınız. Birşey mutlaka olur. Çünkü durup bir düşünmeniz gerekecektir. Kendinizi sorgulamanız, neden acı çektiğinizi bulmanız, kim olduğunuzu, buradaki rolünüzü keşfetmeniz gerekecektir. Aynaya bakmanız için bu sizin en büyük şansınızdır.

İnsanların karşısına bu kırılma noktaları çıktığında genelde bunlardan kaçarlar. Anti depresan kullanırlar, kafalarını meşgul edecek başka uğraşlar, insanlar ararlar. Kendilerini, alt benliklerini, programlarını, yani egolarını tatmin edecek şeylerin arayışına girerler.

Oysaki durup bir dinlemek vardır kendini. Yüzyıllardır açmadığı tavan arasına, bodruma inmek vardır. Doğruyu aramak vardır. Hani çocuklar oyun oynarken hiçbirşeyi umursamadan, dertsizce oynarlar ya oyunlarını, işte o ruh hali ile, ağırlıklarını bırakmış olarak yaşamak vardır acıların arkasında. Yani masumiyete geri dönüş vardır. Hep doğrularla yalansız yaşamayı seçmek vardır. Ama acı o kadar kuvvetlidir ki. Aynada haykırırsın “neden bu böyle oldu?” diye.

İşte o soruları sormaya devam etmek gerekir. “Bu neden başıma geldi?” sorusunu sorup beklemek gerekir. “Bu acıyı hissetmemin ardındaki neden ne?” diye sormalıdır. Sonra sabırla beklemek gerekir. Çünkü acıdan uyuştuğunuz bir gün, sorduğunuz sorunun cevabını almaya başlarsınız. Rüyalarınızı paramparça eden olayı neden yaşadığınızı bulmaya başlarsınız. Birçok cevap gelecektir. Ama yanıltıcı cevap o acı içinde boğulur gider. Çünkü o kadar uzun süre bu acının içinde kalmış kişinin duyguları ölür. Bu acıyı çekmektense, ölümün daha kolay olduğunu gördüğünüz ve bu acıyı yaşamaya devam etmeyi seçtiğiniz an, kafanızın içindeki yanılgılar susuverir. Geriye gerçekler kalır.

Aldığınız cevabın gerçek olduğunu nasıl anlarsınız biliyor musunuz? O cevabı içinizde tekrarladığınızda bir anda içinizdeki acı veren duygular yerini bir boşluğa bırakır. Kalbinizi ağrıtan, ağırlaştıran etkenler ortadan kalkar. Bilirsiniz, doğru yanıtı aldığınızı bilirsiniz.
İnsanın kendini sorgulaması esnasında kafasında konuşan iki ayrı farkındalık vardır. İki ayrı ses gibi size suçluluk duygusu, değersizlik duygusu gibi duyguları empoze eder durur bu sesler. Birinci farkındalığı siz kişiliğiniz ve idealleriniz olarak algılarsınız. Bunlar size zihninizin dizayn ettiği kişiliktir. Diğer ses ise o kişilikten sizi uzaklaştıran bu kırılma noktalarını kullanarak sizi eleştirip duran, acı veren bir başkası gibidir. Mesela “sen bunları hakedecek insan mıydın?”der. “Ne yapacaksın bakalım şimdi?” der. Ve bu iki ses konuştukça duygular köpürür durur.

İşte bu noktada kilit soruları sormak gerekir. Mesela “Bu duyguyu hissetmenin ardındaki neden ne?” diye sormalıdır. Cevap gelecektir. “Reddedildin”, “Seni sevmediler”, “Tüm emeklerine rağmen seni terkettiler, artık yalnızsın.”

Sonra bu acıyı gerçekte kimin çektiğini sorgulamak gerekir. Kafanızdaki hangi ses yaşamaktadır bu duyguyu? Bunlardan hangisinin gerçek siz olduğunu bulmanız gerekir.

İşte bu şekilde ilerlersiniz tozlu tavan aralarında. Bu kırılma noktası size geçmişte bir köşeye atılmış çözülmemiş tüm duyguları ziyaret ettirir. Sonra, bir noktada, geçmişin tüm olaylarında davranışlarınızı belirleyen temel faktörleri bulursunuz. Bu faktörler hep benzer nedenler etrafında dolaşır. “ilgi ve sevgi görme ihtiyacı” etrafında. İşte o zaman içinizden dışarıya doğru taşar bir sevgi pınarı. Çünkü siz her yaşadığınız acı verici tecrübede sevgiyi aradığınızı farkedersiniz. İşte o zaman dışarıya doğru çağlamaya başlayan bu sevgi pınarı kendinizi sevdirir size. Affedersiniz kendinizi. Bundan sonra yaşadıklarınızda verdiğiniz kararlarda artık “sevgi arayışının” kölesi değilsinizdir. Artık kendinizi seversiniz. Bir gül gibi açılır kalbiniz. Özgürleşirsiniz. Özgürce sevmenin ne anlama geldiğini farkedersiniz. Artık takıntılarınız yoktur. Mutluluğu her an her koşulda bulabileceğinizi bilirsiniz.

Artık bu acıları yaşayıp gerçeğinizi bulduktan sonra, doğrularınızla yaşarsınız. Doğrularınızı söylemekten korkmazsınız. Sonra hiç beklemediğiniz bir anda, belki bir gün sabah uyandığınızda bir farkındalık iner bedeninize. Bedenin hem içinde hem dışında olduğunuzu farkedersiniz. Kimliğinizin yok olduğunu ve genişleyen bir baloncuk içerisinde her yerde var olduğunuzu farkedersiniz. Bedeninizin burada sadece bir araç olduğunu sezersiniz. Başka insanlarla konuşmalarınızda size söylenenler sanki sizin kendinizle konuşmanız gibi olur. Sizin başka versiyonlarınızın bu yaşadığınız uyanışta geçtiği aşamaları geçtiklerini farkedersiniz. İnsanların doğru söyleyip söylemediklerini, egolarının programının ne olduğunu, acılarını görürsünüz gözlerinde.Çünkü gözler yalan söylemez.

İşte antik çağlardan beri anlatılan “phoenix”, yani küllerinden doğan anka kuşu hikayesinin arkasındaki temel gerçek budur. Her insanın kendisi ile yüzleşerek, acıyla ölüşü ve acıların içinden doğrularını bulmuş ve özgürleşmiş olarak yeniden doğuşu anlatılır. Ne mutlu bunu yaşamaya cesaret edebilene…

Ve bu yazdıklarımdan sonra yine Mevlana’nın sözüyle bitirmek istiyorum:

“Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.”



30 October, 2019

Astral Seyahatin Sırları


Ruhsallık konusunda yazan birçok kişi kendi astral tecrübelerinin detaylarını paylaşmaz. İnsanın kendi tecrübelerini açıkça yazması kolay değildir. Bu, içimizdeki çocuğun yaramazlıklarını başkalarına anlatmak gibidir. Ve ego “zayıflık” olarak tanımladığı durumların paylaşılmasına engel olur.

Ben bugün bu paterni kırıp, bazı astral seyahatlerimin 3D realiteme nasıl yansıdığını anlatacağım. Bunu yazmadan önce çok düşündüm. Ancak, benim tecrübelerimin bu yazıyı okuyanlara gerçek özgür iradeyi aktive edecek “kritik düşünme yeteneğini” kazanmada yardım edeceğini anladığım için yazmaya karar verdim.

Genel olarak astral seyahatler alegori ve metaforlar şeklinde yaşanır. Bu yüzden bazıları bunların gerçek olmadığını, ilüzyondan ibaret olduğunu söylerler. Bu, düz düşünecek olursanız doğrudur. Ancak, önünüzdeki resme daha yukarıdan bakmaya karar verirseniz, bu ilüzyonun size anlatacak çok şeyi olduğunu görürsünüz. Çünkü gördüğünüz şeylerin içindeki alegori ve metaforları çözmeye başladıkça algınız açılır ve kendinizi daha fazla dinleyip enerjiyi okumaya başlarsınız. Bu da yaşantınızda size birçok avantaj sağlar. Mesela size yalan söylendiğini daha net seçebilirsiniz. İnsanların sizinle münasebetlerinde gerçek gündemlerini anlayabilirsiniz.

Eskiden kralların, Osmanlı Sultanlarının yanlarında tuttukları, onlara ruhsallık konusunda danışmanlık yapan, astroloji konusunda bilgisi olan, onlara rüyalarını yorumlayan danışmanlar vardı. İşte bu insanlar astral dünyayı farketmiş ve bu metaforları çözmeyi öğrenmiş kişilerdi. Birçok lider, büyük kararlar öncesi inzivaya çekilir ve bu şahıslarla istişare ederdi.

Gelelim benim hikayeme…

Ben çocukluğumdan beri astral yaptığımı, hayatımda kuyunun dibine vurup da gün ortasında veya uykuya dalmadan önce görmeye başladığım vizyonlar sonucunda anladım. Bu anlayıştan ancak 4 yıl kadar sonra bunların alegori ve metaforlardan ibaret olduğunu ve içlerinde çok büyük anlamlar olduğunu farkettim. Mesela…

2018’in Ağustos ayında bir gece bir astral seyahatim sırasında kendimi bir gümüş yılan tarafından kovalanıyorken gördüm. Yılan hızlı gitmiyordu, ama ben ondan kaçarken yoruluyordum. İçten içe kaçarken, bu yılanın beni eninde sonunda ısıracağını bilmek duygusu vardı. O sırada birisi oturmuş önünde benim yılandan kaçışımı izliyordu. Bu şahıs, 2018 yılında hayatında bir kırılma noktası yaşayıp çok üzüntülü günler geçiren, benden ona yardım etmemi isteyen ve benimle birçok sırrını paylaşmış, önümde ağlamış ve benimse elimden geldiğince dinlediğim ve yardım ettiğim biri idi. Ben de orada ondan bana yardım etmesini, kurtarmasını istiyordum. Ama o öylece seyrediyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Beni duyuyor ve seyrediyordu.

Defalarca ona yalvardım yardım etmesi için. Gelmedi. Yardım etmedi. Ben de artık başka şansım olmadığını anlayıp durdum. Yılan gelip beni ısırdı. Göğsümün altında duyduğum acı ile haykırdım. Ama ölmemiştim. Çok acı duymuştum ama ölmemiştim.

Bu astral seyahatten sonrakinde, önümde bulunan garip bir varlıkla konuşuyordum. Bana beni inisiye ettiğini söylüyordu. Bu varlık, birçoğunun bir illuminati sembolü olduğunu söylediği Baphomet’e benziyordu. Bana seyahat boyunca aydınlık ve karanlık arasındaki dengeyi gösterdi. Bundan sonra bunu yaşayacağıma dair bilgiler verdi.

Bunun hemen ardından gördüğüm şey ise bambaşkaydı. Havada çırılçıplak asılı duruyordum. Çok güzel, çıplak bir kadın bedeni içindeydim. Bedenimden etrafa altın bir ışık yayılıyordu. Sonra kanatlarımın çıktığını ve içimin büyük bir sevgiyle dolduğunu gördüm.

Bu seyahatleri takip eden birkaç ay boyunca, hayatımda çok büyük kırılma noktaları yaşadım. Çok yakınım, ahretliğim olduğuna inandığım kişilerle yollarım ayrıldı, yardım ettiğim kimseler ben yardım isteyince bana kayıtsız kaldılar. Yalnız kaldım. Acı ile kendimle yüzleşmek zorunda kaldım. Kendi karanlığımın arkasındaki temel nedenleri bulana kadar bu acı devam etti.

Ne buldum biliyor musunuz? Yaptığım herşeyi hayatımda eksikliğini duyduğum şeyi aramak için yaptığımı. Bu eksiklik “sevilmek, değer verilmek” duygusu idi. Ve işte tam da bu duyguları alma beklentisi içinde olduğum insanlar bana bu dönemde sırtını dönmüştü. Bu anlayış gözyaşları içinde varlığımı sevmeme neden oldu. Çünkü, biliyordum artık. Artık kimseye bana sevgi göstermesi için yardım etmeme gerek yoktu. Kimseye bana sevgi göstermesi için arkadaşlık etmeme gerek yoktu. İşte bu anlayış, içimde dengeyi bulmam için en büyük adım oldu. Hayatımı basitleştirmem ve küçük şeylerden mutlu olmayı başarabilmem için.

Bu anlayışa varmamın ardından yaptığım astral seyahatte bu sefer bir yılan değil çıplak insanlar yürüyordu üstüme. Bu sefer herkesin kim olduğu tüm çıplaklığı ile ortada idi. Korkmuyordum. Zombie gibiydiler. Düşünemediklerini görebiliyordum.İçlerinden bir kadına, tanıdığım bir yüze, bunu durdurmasını söyledim. Ona son bir şans verdiğimi biliyordum. Durmadı, üzerime yürüyüp, daha önce yılanın ısırdığı yerden bana pençelerini geçirdi. Acı ile astraldan bedene girdim. Ama uyandığımda farkındalığımda olan şey, bunların artık bana anlık acılardan başka bir zarara sebep olamayacağı idi.

İşte… Gördüğünüz gibi, astralde gördüğüm yılanının beni kovalayıp ısırırken; yardım istediğim ve önceden kendisine yardım ettiğim şahıs, bu astralı takip eden günlerde bu boyutta yaşayacağım olayların metaforundan başka birşey değildi. Emek verip yardım ettiğim, arkadaşlık edip güvendiklerimin bana verecekleri bir ders olduğunu gösteriyordu bu astral.Sonrasında Baphomet ile olan sohbetim ise, kendimle yüzleşmemin alegorik bir sembolünden başka birşey değildi. Bu esnada davranışlarımın arkasındaki temel nedeni, “sevilmeye ihtiyaç duyma”nın benim davranışlarımı belirleyen temel faktör olduğunu bulacaktım. Sonraki astralda kanatlanmış olmam ise, bunların sonucunda programımı bozup, neyi neden yaptığımı bulduğumda varacağım sevgi halini temsil ediyordu.

En son gördüğüm astral seyahatte insanların zombie olarak bana doğru yürümeleri, hem de tanıdığım bir yüzle beni yaralamaları ise, artık kimsenin beni gerçekte incitemeyeceğinin ve karanlığımla yüzleştiğimin, irademi elime almamın metaforu idi. Çünkü astraldan kendimi atmaya başarmıştım. Ve bu durumun bana artık acı veremeyeceğinin farkındaydım.

İşte böyle…İnsan astral ve realitesi arasındaki bu dinamikleri buldukça, yaşantısı her gün açtığı bir hediye paketine dönüyor. Her gün bir film çevirir gibi. Metaforları çözmekse, algıyı genişletiyor. Bilinci yükseltiyor. Ama bu yolu izlemeyi seçerseniz.

Yaşadıklarımda ilginç olan bir başka metapfor ise, astralda hem yılanın, hem de bana pençelerini geçiren kadının beni aynı yerden yaralaması. Ne tesadüftür ki, yaralandığım yer, tam da İsa’yı öldüren son darbenin, kiliselerde, İsa heykellerinde gösterilen yaranın olduğu yer.Ama işte buradaki metaforu çözmek de önemli. İsa bilinci, yani “Kristos” hepimizin varması gereken bilinç. Böyle düşününce, İsa’nın bu yara sonrası ölümü ile yükselişi ve benim astralda aldığım bu yaraların benzerliği insanı şaşırtmıyor.

02 October, 2019

Gaia's Choice

Today, I would like to write about the goddess in order to refresh the collective memory of her. For all those that are drawn to the story of the goddess, this will be like remembering something they have always known. For many of us, the goddess was in our past, she was in human body sharing the same reality with us. Even though we knew who she was in our hearts then, something in our minds made us “not see her”. And now, time has come to recognize what we rejected to see and face with this. I hope that this article you will read here today will take you to the places that you need to go, in your own spiritual journey.

Gaia Sophia has come to Earth with Lucifer, the very being all of you are programmed to run away from. Gaia, being all about love and life giving and thriving, came here to prove, humanity was capable of finding love and harmony collectively with their free will, even though they didn’t remember their past. And Lucifer, being the Light Bringer and also the destroyer, was here to prove that humanity was programmed to destroy everything. Lucifer believed that “given free will”, humanity would always try to play “the god” and destroy the others. So they came here, what caused them to come here is not relevant at this time, whatever happened in Gaia and Lucifer’s past, either they fell from the Heavens or came here with their own free will, they were here as the opposite forces of this duality, as the eternal lovers, until one day, they would unite in one consciousness, as the two headed eagle, to end this cycle and end this reality.


Since their arrival on Earth, the reality has been destroyed and reestablished for seven times. Like the wheel of life in Buddhism, the Samsara, or the eight pointed star indicates, there were eight realities in this cycle, and we are now in the last reality established, in the eighth. In the earliest realities, Gaia and Lucifer were together. They were leading humanity so that they would understand the value of the balance and harmony in free will reality. Lucifer, even though he didn’t believe in the human project, he was bound with cosmic rules, and he supported Gaia, in her quest to teach humanity beauty of love and compassion. And Gaia was his eternal love, she was the one he almost killed and then brought back to life. They were sharing the same heart. She was his love and his curse at the same time.

But things were going to get very complicated. Because Gaia was going to teach her priests and priestesses how to use crystals for healing and energy generation. And some of these priests/priestesses, with their free will choices, would want to replace her, thinking they had the knowledge to be the gods/goddess and that they were strong enough. They did get outside help, too. Because there were more advanced races out there. So, they decided to build towers of crystals to communicate with “the god”, have control of more energy and be the messenger to lead humanity, as kings and queens, as the leaders of many. And each time they took steps to implement their plans, humanity destroyed the reality, and another one started. And this is how we arrived to this reality, the eighth one.

As new realities were created, eventually, Gaia and Lucifer had to leave their divine tools and their immortal bodies. This was sometimes Gaia's choice, sometimes it was father's. At some point, both Gaia and Lucifer were completely in human bodies, forgotten their past and who they were. They did have things special in their physical bodies that indicated they were not human, but this is an ancient knowledge for those who remember it. So they were in human bodies, their consciousness was divided in multiple human bodies. None of them remembered who they truly were. But they were drawn to each other when they were living in the same reality not knowing they were the parts of the same being.

At some point, Lucifer was not on the surface for a thousand years. -Keep in mind, this is not the 1000 years Revelation talks about. You have been misled about that- As a result, about 2300 years ago, the respect for the feminine, for the life giving goddess started replacing itself with the patriarchy. This started the time of suffering and deep pain for Gaia. Her pieces knew they had life missions, but didn’t remember what. And because they still carried the large aura, and the energy of the Goddess, her pieces were captured, tortured and killed by the ones that wanted to replace her. Because they had an advantage. They had the knowledge to control the energy of the grid and the crystals for their own advantage. They could control human minds with their suggestive triggers. This way, keeping the women who carried the energy of Gaia in a loop of suffering, they thought they could prevent the end of this last reality. They thought they could continue being the kings and queens, with their manipulative games and showing people who their enemy were.

Eventually, causing Gaia suffering has become the main program of all humanity, and because her pieces couldn’t remember who they were, they couldn’t understand why they were attacked, burned, tortured and killed. And therefore, slowly but surely, Gaia started losing her hope and this started the process of the planet to respond to her feelings and die.

It is not hard to see in the written history who these women were. Anyone, as a woman, who was killed by many, executed brutally are them. These women had the ability to make a change in this reality, and they were stopped. Isis, Hathor, Eos, Aphrodite, Bastet, Sekhmet, Artemis, Inanna, Ishtar and many more were all Gaia's consciousness and they knew their power. But we came to this last reality, once the one in human body couldn't remember, can you imagine how it was like to carry an aura so large, a heart so pure, and end up being hurt by people around all the time? End up being abandoned by the people you trust the most? Or you loved dearly?

These women in this reality that carry Gaia's consciousness, they couldn't see the patterns, but when they were happy, the birds would sing above their heads. The soil would give more food. Flowers would bloom more. When they were sad, the wind would pickup and blow the leaves away. Many fairy tales were inspired by these women. And a few times, they did incarnate in men's body, too.


As a result, Gaia in the bodies of these women, was killed by the humanity in many ways. She was burned with her child as a young woman(who was making ointments out of flower petals in Spain). She was poisoned. She was guillotined. She died in wars. She was killed by angry mobs in the streets. And in many of these occasions, many beings watched her executed and chose –with their free will- to not to intervene. The so-called people who called “her friends”, turned their backs to her. At every occasion, she was abandoned by humanity. But since her contract was to explore that even slightest possibility that someone could show compassion and value forgiveness, her pieces kept incarnating and finding themselves in situations where they were hurt again, and again, and again.

So what has changed now?

Now, Gaia and what she calls “father” decided that, humanity will always destruct. They will keep self-destructing. With Gaia here, humanity will continue looking for ways to kill her. And for this reason, Gaia decided to give humanity just that now. A reality without the consciousness of Gaia.

Finally, this has activated the prophecy and Gaia has united with her eternal love as I wrote in my last post. This started the process of bringing balance back, well not here but somewhere else... This involves Gaia carrying only the ones that are capable of understanding balance, harmony, and love to the new reality where “there is no free will”. In this new reality, everyone knows that they are supposed to live with harmony with nature and they will take roles that are aligned with their spiritual connection with life/Gaia. They will always feel the beauty of creation and find love in all things. They will understand and feel happiness at any moment. And this will prepare them for the next step in their evolution.

So what will happen to the rest? The answer to this is very simple…

They will learn how to exist without the life giver.
























18 September, 2019

ETERNAL LOVE


An astral experience:

Under the big cherry tree –the tree of the souls-, Gaia, “the life giver” and Lucifer, “the Light Bringer” united and declared their “love” for each other. This completed what is required for the new reality, “life-light-love”. Lucifer gave Gaia a rose ring. As soon as he gave the ring to her, the ring became a rose ivy, grew upwards on Gaia’s arm, sealing their union, blossoming roses, the ever-blooming roses. And Gaia gave Lucifer, a black ring, with a black diamond, which radiated bluish white light. The Light of AN. That is capable of destroying and creating the new. And at that moment, the petals of the flowers from the cherry tree above poured on them like snow. All the animals celebrated this moment, joining them, witnessing the “eternal lovers” come back together. To end the old and create the new where “free will anomaly will not exist”. In this new reality, everyone knows their own role, there is no “using technology or magic” to play the “god”. In this new reality, everyone understands that balance and harmony is what everyone needs to be happy.

Which reality will you choose? To stay with the old to be harvested by the ones who use technology and still choose to be in the free will zone so that they can play “god” to the others? Or are you choosing to leave with Gaia, who will carry the ones who faced with their weaknesses, to go to the “balance zone”?

Are you ready to follow the sign in the skies?

19 June, 2019

About Astral Traveling


In the spiritual context, astral traveling is considered very important. You will see almost all spiritual gurus telling you about ways to activate the chakras and opening the third eye. But unfortunately, not much information is given about what happens once someone starts doing astral travels.

So what happens once your third eye activates and you start doing astral travels?

-You start seeing visions, having lucid dreams, having flashback like moments…

-This makes you emotionally sensitive for a long time. You try to find someone who can help you understand what is wrong with you. You try to make sense of things you are seeing.

-Other people who don’t have any awareness about these things will become distant each day. You will most likely end your marriage (if you are married to such person). Your work situation will change. If you are lucky, you will have new friends who have some knowledge about these.

-You will be alone; you will feel like you are about to lose your mind. At times, you will push down the things you see, try to act like the others. This will continue for a while. When you realize this is your reality now and you can’t ignore this, the acceptance will start. You will start sharing some information about these things.

-If you can achieve the acceptance, you will detach yourself from the emotions and will start figuring out what the true meaning of the travels etc. These things happen as metaphors, the stories that play out there all have a lot of allegories. You will start researching about the things you see and start connecting the dots.

-In the next stage, as you start becoming more vocal about your travels, the spiritual gurus and your soul family friends will start judging you. You will be told that “Astral plane is the plane of illusions”. As you talk about the temples you see in your travels, the gods and goddesses, you will hear your friends discussing with others that “you thought you were a god(dess).”, even though you never say or claim such thing. Some will claim that you are lying, you are making things up. Some will tell you what you were living was not that but what they said it was.

-With all these, you go through much pain. At some point you give up on your people and start seeing the real reason behind everyone’s behavior. Because now, your perceptions have improved such that you can read the true motivation in everyone’s behavior. You see that just like belief systems, people have programmed behavior patterns and all they do is to continue acting from there. They can’t understand that the person astral traveling is actually living so many things in so little time, reliving them and gaining ability to bring their perceptions to the higher degrees than others. This is like living a 1000 lives in one lifetime and gaining the wisdom of it. This is why you can also read other people.

-As astral traveling becomes a normal part of your day, you gain the ability to not to believe everything happens in front of your eyes. You also learn not to judge people. The need to share these with people goes away. You start flowing what comes into your way.

-Eventually, you recognize how you start interacting with your own reality. You now understand that you are responsible for everything you create. You realize what you think becomes what you create.So you take responsibility.

-You start traveling into the metaphor of sacred marriage. Suddenly, all these things talk to you. You read between the lines and your awareness increases. You feel connected to anything and everything.

There is no end to this adventure. The boring life becomes an adventure where you play the reality game watching your astral travels interact with your reality. This makes all pain along the way worth it. And you feel humbled for what you have.

Happy Travels!

11 June, 2019

The Forgotten Temple

Somewhere in very deep, in hearts of humanity, lies the memories of a temple. It sits there as the one most precious memory of love, a memory of healing. It is from a very long time ago if you consider time was linear. It is a memory that the veil has tried so hard to delete, put darkness upon. This is why it sits in hearts, because it is about the truth of love; and truth and love sit in the hearts. It is about compassion of the most beloved one. It is about Gaia. It is about the goddess who fell from the heavens…

She was given the ever-blooming rose in the heavens…And after this, she left the heavens.


On this planet, her home was the temple. Many know this temple as the “Temple of Love”. Some call it “The Goddess Temple”. Some call it “Gaia Temple”. Before Gaia divided her consciousness into multiple beings, she lived in this temple.

The symbol of this temple was the structure that stood above “The Fountain of Love”. Later, a few people would remember this structure and have it built in similar ways. Most famous of all is called “Temple of Love” in Versailles. With its 12 columns, Temple of Love stands in Petit Trianon, symbolizing the 12 priestesses of the goddess who promised the Goddess the blood oath to protect her and the wisdom of the ages.


While everyone agrees that the name, “Temple of Love” fits very well for this folly, while subconsciously all accept “Temple of Love” as its name, the truth about this name was not spoken out, like it was forbidden to talk about this. Like there was a curse sealed the hands and mouths to retell the reason behind this name, “Temple of Love”.

This structure housed the “Fountain of Love”, standing right above “the Temple of the Goddess”. This fountain was for all humanity to drink from. The water was Gaia’s gift to all. It would heal the sick when they drank from this fountain. The water coming out of this fountain was directly coming from the temple. It was in this water the goddess used to bath. It was in this water goddess used to meet with her beloved. Because life was coming from the sacred waters. And this fountain under that dome was the sacred waters. Anyone who drank this water, even now, carries the memories of that water. Perhaps this is why everyone is longing for their eternal love, because the water carried the memory of Gaia.

Below the folly, there was the entrance to the temple. You could step down from the marble steps and get to the door. In front of the door stood the goddess grail with its three winged angels carrying the chalice.


As you entered the temple, you would be surrounded by a white mist that smelled like roses. This mist was the steam that came out of the main floor of the temple where there were two streams of water flowing. One stream had cold water, and the other one was hot. Once the divider between hot and cold water was taken out, the mix of the hot and cold would produce the steam. Priestesses used to throw the rose petals on this water which carried the rose smell above to the entrance of the temple. This was done to ground anyone, to clear the energy of anyone entering the temple. The steam and rose smell…

As you entered and used the steps to get down to the temple, you would see the temple as a half cave-half built structure. The original walls and ceiling of the cave contained crystals. On the right was the aquamarine colored water, the natural pool which Gaia used to bath in. On the left stood three large statues of Gaia, each leaning on the wall. First one holding a jug which contained the water from the pool. In the hands of the middle statue was the roses, which symbolized the ever-blooming rose given to her in the Garden of Eden. These roses then symbolized “the Pandora’s Box”, not like in the Greek mythology, but to remind the greater plan, the return of the goddess. And the third statue was holding a basket, which contained the rose petals thrown onto the water.

The temple was lighted using a mirroring technology. Bronze sheets used to carry the Light of the Sun during the day and the Light of the Moon at night into the Temple. The crystals would shine with the Light, and the bronze technology would light up the waters, making water look like it had the color of the skies.

After Gaia took her bath in this water, the water would develop healing abilities, and then water would be given to the sick.


In this temple, Gaia was with the twelve priestesses who were sworn with their blood to protect her and anchor her on this planet, while her consciousness was divided into pieces. These women were each given a leaf of the rose and they were ready to help Gaia, when the time was right, to help her complete herself and bring her pieces together. At times in human history, these twelve took similar roles for the goddess, like in the 12 Apostles, 12 Knights of Arthur, 12 Imams, and the 12 Followers of Osiris.

It is now time to tell the stories behind the true priestesses of the goddess. And I will tell them here as these stories are given to me. This is a journey; you can join me…Everything started when Gaia was given the ever-blooming rose. Who do you think gave her this rose?


Let’s meet again with love…



06 May, 2019

The Three and The Archons




There are three things that manifest this reality. First one is Light. Second one is Life. And the third is Love. Light is brought here by the Light-bringer; by the one that most of you are not able to accept, by Lucifer. Life is brought by Gaia.

Why do you think some refer to Magdalene as the “Holy Grail”? Grail is the container; it keeps the life in it. From that all that was given life was created. Magdalene, Mary, and many more high priestesses/goddesses performed this mission. Because Gaia placed her pieces into many of these beings.

And the Archons that you keep running away from, pointing your fingers to, were also given birth by Gaia herself. It seems they didn’t come out right, but it is what it is. If you don’t believe me, check Gnostic Teachings.

The snake eats its tail. All returns to its origin. And for that, we are waiting for everyone to face with their mistakes. We are waiting for all to accept what they did instead of looking for others to blame. Only then, the concept “Archon” will disappear.

30 April, 2019

Leda and the Swan


Jean THIERRY (Lyon, 1669 - Lyon, 1739)
Leda and the Swan
1717

Do you know the story of Leda and the Swan? This story keeps coming up to our reality in movies, art, and from historical remains. Like the bedroom art found in Pompeii recently…

https://www.bbc.com/news/world-europe-46265708

The story is, Leda was very beautiful and got Zeus’s attention. She was married, and this was no issue for Zeus. One day, Zeus seduced Leda in the guise of a swan while she was taking a bath in a river. As a result, she bore two eggs, from each came out twins. From the eggs came out Helen, Clytemnestra, Castor, and Pollux, the children of both Zeus and King Tyndareus. Helen later became the most beautiful woman on Earth and was the reason for the Trojan War since Paris of Troy abducted her. And Clytemnestra murdered her husband, Agamemnon.

You probably heard about Yeats’s famous poem about this…

Leda and the Swan- W. B. Yeats, 1865 - 1939

A sudden blow: the great wings beating still
Above the staggering girl, her thighs caressed
By the dark webs, her nape caught in his bill,
He holds her helpless breast upon his breast.

How can those terrified vague fingers push
The feathered glory from her loosening thighs?
And how can body, laid in that white rush,
But feel the strange heart beating where it lies?

A shudder in the loins engenders there
The broken wall, the burning roof and tower
And Agamemnon dead.
Being so caught up,
So mastered by the brute blood of the air,
Did she put on his knowledge with his power
Before the indifferent beak could let her drop?


The fact that Zeus seduced Leda and caused her to get pregnant with Helen caused so many anomalies that we are still suffering from if this myth is true…Helen was the reason for the Trojan War. Think about all these beings that lived then… They had to fight or migrate… How things would have been different today for us if Trojan War hadn’t happened? What about Clytemnestra? If she was not born this way, would she have killed her husband? What about everything the other siblings affected in one way or the other?

The truth is that, whenever gods came to rule humanity, they introduced new paradoxes. The gaps, energetic blocks, unresolved emotions, hatred grew and grew and brought us here. Whenever gods came to rule, like Zeus did, the injustice took over and we are here today. And gods descended here from time to time and left, leaving us fighting with each other…

But the irony is not this here. Because gods did what they came for. What humanity did was the real issue. Because humanity thought they could play the gods. It was why whenever something good was invented, it was turned into a weapon by the ones that wanted to be the new Zeus. Like fire used for killing others, like technology used to take advantage of others. To scare and make others obey. In all that history of humanity, this has never changed. The right hand wanting to be the kings and queens of the left hand…

On the other hand, from time to time, certain genre of folklore, legends, fairy tales were introduced to this reality. The main purpose of these projects was to show humanity that there was always hope with miracles and certain acts of the hero. Like the Legend of Robin Hood, Lady Godiva, and many more.


Lady Godiva by John Collier, c. 1897, Herbert Art Gallery and Museum, Coventry.

Other legends have played their part in religious context with the stories about Solomon, 12 imams, Jesus, al-Khidr, Moses, Queen of Sheba and many more. If one looks more deeply into these stories, similarities will be found.


Pandora’s box opened long ago and out came all that suffering for humanity. And humanity have always chosen to blame Pandora for the consequences of “their own free will choices”. And today still, humanity blames “Archons” for their misfortunes. Humanity still waits for the savior. Humanity waits for Pleiadians to save them.

Pandora’s box will be opened again for sure. But what will come out this time? As we approach the nexus point, will it be hope in the box? Perhaps it will be the goddess. Or will it be the end of humanity?

And for some, it will be Nemesis in thousand years, and for others it will be the harvest, and who knows what else… But in all that, there was beauty in this reality. Humanity’s beauty came from the creative art. Because the longing for home and the forgetting yielded the most beautiful art. So let’s keep enjoying art while we still can…



06 March, 2019

A Thousand Years


Albrecht Durer-The Resurrection

A thousand years of sleep, or Medusas, or a thousand years of morning dew shining with the morningstar...

02 March, 2019

The Moon Prince


There are many folk tales that still consume us. Many books are written based on them. Many movies are there that we watch which are made and then remade based on these stories. While the stories in human mythology show us stories of the gods where some type of paradox is described, the folk tales have always shown us a different side of the reality. The folk tales have given us how justice is reached, how the lovers finally meet again. The folk stories have given us hope.

In history, we see that humanity has tried to establish order through rules that were written like the Code of Hammurabi, Code of Ur-Nammu, etc. - there were times the rules of the reality have been revealed to some extent like in the case of the Emerald tablets, there were religions that defined the rules in our daily lives, but there was always a missing piece in human daily life. When these rules and the hardship in life caused unhappiness and lack of hope, the folk stories have completed the missing piece. These stories have reminded people the most important aspect of life. These stories have reminded us the power of love. These stories have reminded us that sooner or later justice will prevail.

And today, I am writing about a forgotten folk story. This is a fairy tale that has been shown in the astral plane. This story is about love, and I know many of you will find a piece of yourself in it.

The travel starts with a visual of a very old woman and her old dog traveling in a carriage. They travel from village to village and keep telling people the same story. The villagers respect the old woman greatly and bring all kinds of food for her. They gather around her to listen to her story. The old woman has a woven basket and has many toys in it. Each time a child comes to her, magically the right toy comes out of her woven basket. She gives away these gifts to children like Santa. Wooden toys for boys, dolls out of hay for girls. Then she slowly sits down in the middle, and tells her story to the people of each village. And here is her story…

Once upon a time, there was a young girl that had the purest of hearts. She had the ability to talk to anyone and everyone. People loved her. She was able to communicate with animals, with dogs, cows, and even birds. She was always smiling and was very happy. She was living with her parents in the mountains. There was also a lake by the mountain nearby. She liked coming here and watching the nature, the water, and the sky. Her happiness was affecting nature somehow. When she was smiling, the trees were blooming, and the sun was shining more, when she was sad, her tears would merge into the rain. Somehow, her being was interacting with Mother Earth.

One full moon night, she decided to walk to the lake. She arrived and sat by the lake and started watching the Light of the Full Moon on the lake surface. Suddenly, a young prince appeared by her. She looked up and their eyes met. This was love at first sight. After this, every night the light of the moon could reflect on the lake, they met there, they spend time together. They reached the highest levels of happiness, and right before the dawn, the prince had to leave. And this continued this way, they made love, and loved each other even more.

As the time went by, the girl grew older and more beautiful. One day, a rich man came to their home and asked her parents about marrying her. This caused her to feel so much sadness that it kept raining that day. Her parents gave her away to him. And her village, even though they knew she was in love with the moon prince, even though they could see she was no longer happy with her parents’ decision, didn’t help her. Nobody around her helped her to run away to her moon prince, to her happiness.

After getting married, her new life was hard. She was not treated fairly by her husband. One day, she couldn’t take it anymore and went back to her parent’s home. But her parents didn’t accept her back. Her husband came and took her back to their cold home that was full of unhappiness. And now on top of everything else, her husband started torturing her. One night, when it was very cold and snowing, he put her in front of the door to die in cold snow.

At that time, she decided to walk back to the lake in hopes of dying where she found her happiness once. She walked and walked in the night under the snow and finally reached the lake. Suddenly, the clouds opened way to the clear skies and moon appeared. The moon prince came to her on a winged white horse. She told him everything that happened to her. The prince took her with him and they flew on the horse together. As they were passing by the snowy mountain, the horse flapped her wings three times and created an avalanche. And the avalanche fell on the village and covered the whole village with so much snow that the existance of the village was forgotten.

And this is the end of old woman’s story.

As she finishes her story, the village starts a big fire. The musicians arrive and all village keep singing and dancing. When the sun starts setting, the old woman says farewell, she puts on her hood, gets on her carriage, takes her basket and leaves the village with her dog. She slowly follows the path as it starts getting dark. And after a while, she reaches the lake in the dark. As she arrives, the clouds dissappear, and the moon becomes visible. And the moon touches the surface of the lake again. Once that happens, the old woman opens her hood, and suddenly she becomes the beautiful young girl in her story. As this happens, her dog becomes the moon prince. They look at each other with so much love and make love until the first light in the dawn. And in the morning, the young girl becomes the old woman, the moon prince becomes the dog. And they together get on the carriage to tell their love story to the people of another village.

So why this story was revealed in an astral travel? There are several reasons come to me about this. The most important reason is that this story was forgotten by humanity. And now it is time to remember it again. Why humanity forgot this tale is another important thing. It is because some force wanted us to forget true love. And in this story, the moon prince and the old woman take on the mission to tell people about love.

But at the same time, I find another lesson in this story. Because the villagers, even though they saw how happy the girl was with the moon prince, they didn’t try helping them. Instead, they allowed the girl to suffer. So, perhaps we need to think about our actions when we witness things. Perhaps the bystander has a responsibility in the name of love and the creation. I have been thinking about this lately, for a happy humanity, what is our responsibility as individuals to create the harmonious society we have been craving for.

In short, my astral travels with my beloved have reached another level. I don’t know where this is taking us. There is a beauty I find in this now. I have finally come to accept this. Who knows where this will take us to - perhaps to the moon, perhaps to the sun. Perhaps to the center of Earth! But I know, it will take me to places where I will find love and more love.

25 January, 2019

ABBA


There is a collective memory for humanity. Once in a while, when we see something randomly, when we watch a scene in a movie, when we listen to a certain song, or when we are in nature, in most unexpected moments, we remember it. We don't necessarily remember this like a memory from our childhood. We remember this as a feeling, as a sad tingling in our hearts, as a feeling of loss that we almost lost our hope of finding it again. It makes us feel homesick. It makes us half-remember something that went really bad a long, long time ago. We deeply feel that we want to make it right, but we feel helpless like nothing has worked.

This half-remembrance awakens when we see a couple hugging each other by a lake.


It awakens when we watch someone from the back as she walks in the field touching through the tips of the flowers.


And it awakens when we watch someone’s feet while she is walking on the beach, alone, when everyone else is at home sleeping.


Deep down, we know what we forgot is the most important aspect of living this life. Sometimes we find that longing in art. Sometimes we catch it on the edge of the lips of a smiling child. Sometimes, it is a tear in painting that makes us think again. But like a dream we forgot, we continue our days and get used to living in this homesick state.

And I am writing in tears tonight because now I remember. Because I remembered what this forgotten past is. As I was learning to translate my feelings into words, suddenly, it came to me. It came with so much power that I wanted to cry with all my being.

What we can’t remember is how it all started. What we can’t remember is how we separated our oneness into two beings to experience our own creation.

In this region of the galaxy, we were testing our new creation. We created our first construct. At first, we only had a lake, a mountain, and trees. This is the reason we all want to live in that mountain cabin by the lake. We polarized our being into male and female bodies. We designed our bodies large at first – more than 10 ft (3 m) tall. At first there was only one couple. Helios and Vesta they were. They were the Alpha and Omega of this creation. And humanity as we know it, are the children of them.


There were no animals in the beginning. The first trees they created were Tamarisk Trees. Then they created flowers. They placed flowers into trees. They looked like peach and cherry blossoms. They placed little sparkles like stars inside the blossoms. Later they designed flowers. They gave smells to flowers. Slowly, one by one, living and enjoying and experiencing each creation, they added more flowers into our creation.


They played games with each other as one being in two bodies. They felt the longing for each other and enjoyed touching each other, finding each other by their side. They got into the lake and swam, they walked in their creation naked. Then they created birds that came to them. They created wolves.

While the whole purpose of life was to experience the creation, what happened next changed everything. As a result, experiencing life on Earth became painful. War consciousness took over the creation. The powerful ones ruled those weaker – most often via the use of brutal force. And the balance was severely destroyed.



Much like the feelings evoked in this composition by Bach, we found ourselves in this infinite loop of sadness. While our life force, like the beating rhythm, kept going lifetime after lifetime, we played this sad game described in the melody. Sometimes life got better, but always it was like being in a relationship with a narcissist; we only received the minimum amount of love, always with empty promises that things would improve. This pattern has affected all human relationships, which is why each time we fell in love, it didn’t take long to suffer from a broken heart.


But now, like the dove descending into the holy grail, the innocence of pure creation is returning. The Christ Consciousness is coming back to us in our lowest moment. Embrace the white horse. Because the lack we feel constantly, the missing piece is coming back to us as we take the ride with him into the innocence.


As I remember where it started, I want to leave this war zone. I want to go to the center of the quasicrystal where all wrongs are made right. It is where I left my essence, my innocence. That center is my ABBA, it is my MANNA. It is the place fire meets the water. It is the START and the END.


20 January, 2019

Re-Activation of the Isiga Cagri Blog

I had to take a break from writing for a while. I was not planing to reactivate the blog this soon but I have received so many e-mails and messages that made me reconsider. I have decided to make some changes about the content in this blog:

-I will NOT be giving any Pleiadian Messages
-I will be writing about how the information I receive in the higher planes translate into human history
-I will be sharing information about some holistic healers
-I will be sharing stories about my travels

Please note that everything you read in this blog is written for the purpose of sharing and bringing a new perspective to our understandings of life. By no means I am here to replace anybody. I am here to complement what is already there.

From My Heart to Yours...