02 November, 2017

Astara'nın Dönüşü



Atlantis battıktan sonra Astara bir kara parçası buldu. Bir gölün kenarında dinlendi. Burası Kuzey ve Güney Amerika arasında bir yerdi. Tektonik değişimlerden sonra burada bir ada oluşmuştu. Ama bu ada sadece kumdan ibaretti. Bomboş bir arazi idi.

Astara Atlantis’te Sevgi Tapınağının bir üyesiydi. Bu tapınağın başka üyeleri de vardı. Hepsi yüksek rahibeydiler. Gaia Sofya’dan sorumluydular. Bu özgür irade gezegeninde enerjileri sevgi halinde dengede tutuyorlardı. Sevgiyi demirleyen onlardı. Kutsal Kaseyi koruyorlardı.

Onlar ayrıca Atlantis’in liderleri idi. Liderler ruhsal gelişmişliklerine göre seçilirdi. Ve o zaman, rahibeler işaretleri görmeye başladı. Büyüyen bir karanlık vardı. Hazırlanmaları gerekiyordu. Bu deney en beklenmedik sonuçları getiriyordu. Bir plan yapılmalıydı. Tabi ki bu da bir döngüydü ve döngü sona erecekti.Bir plan oluşturdular, değişken ama her zaman Gaia Sofya’nın korunacağı bir plan…

Rahibelerin bu planda bir gönüllüye ihtiyaçları vardı. Ve gönüllü Astara oldu. Diğer rahibelere göre gençti Astara, ama güçlü ve istekliydi. Yeteneği kolay adapte olabilmesiydi. Değişimi hızlıca kabullenip kendini geliştirebilmesiydi. O kendisini iyileştirebiliyordu da. Ve böylece karar verildi. Diğer rahibeler gezegenden ayrılırken, o kalacaktı. Kısıtlı bir bedende yaşamı kabul edecek, ve zaman geldiğinde kim olduğunu hatırlamaya başlayıp kimliğini geri kazanacaktı.

Karanlık varlıklar diğerlerine implantlar takarken, Astara’ya da bir implant konuldu. Onunki pozitifti ama. Bu implant Elohim implantı idi. Amacı zamanı geldiğinde Astara’nın kimliğini bulmasına yardım etmekti. Karanlık varlıklar gezegen yüzeyinde herkesi geçmişlerini unutması için implantlarken, Elohim implantı Astara’a eski enkarnasyonlarını gösterecek ve onu yavaş yavaş kim olduğuna uyandıracaktı. Astara rüyalarında ve vizyonlarında eski enkarnasyonlarını görecek, onlarla birleşip onlardan şifa alacaktı.

Atlantis’e karanlık niyetli varlıklar gelmişti. Bazı liderler karanlığın kendileri üzerinde deney yapmasına izin verdiler. Ne kadar cahildiler! Bunu nasıl yaptılar? Karanlık olanlar yeni bedenler yapıp diğerlerini bu bedenlere girmeye ikna ettiler. Başta bu keyifli bir oyundu. Başta bu bedenlerde implant yoktu ve yeni yeni şeyleri tecrübe etmek için bir sürü ihtimal vardı. Yaşam zaten bir tecrübe bir deney için değil miydi?

Sadece yaşama değer verirsen! Karanlık olanlar yasama değer vermediler. Bu beden değiştirme oyunu başladıktan sonra, yavaş yavaş implantleri getirdiler. Zamanla bu konuda uzmanlaştılar. Bir sürü varlığı kandırdılar.Daha Atlantisliler ne olduğunu anlayamadan hemen hepsi implantlanmıştı.Tüm Atlantis artık onların kölesiydi. Her türlü şekilde onlara hizmet ediyordu. Karanlık için bu, oynamaya doyamadıkları bir oyundu. Ne kadar oynasalar o kadar daha oynamak istiyorlardı.

Bir sürü varlık yaratıp bunları Dünya'ya açık arazilere bırakıyorlardı. Yarı insan yarı hayvan yaratıklar görmek artık şaşırtıcı bile değildi. Hatta insanlar bile vardı…

Karanlık olanlar içkilerini severdi. Çiçeklerden iksirler içerlerdi. Sıkıldıklarında beden değiştirirlerdi. Kimin kim olduğu artık belli bile değildi. Dünya Anne artık bir aldatmaca gezegeni idi.

Yüksek rahibelerin kahinleri işaretleri çok önceden görmüştü ama. Gezegenden ayrılmaya karar verdiler. Onlardan sadece Astara kalmaya gönüllü oldu. O kalıp kutsal dişi enerjiyi buraya demirleyecek ve zamanı geldiğinde diğerlerinin dönmesine araç olacaktı. Zamanı geldiğinde-döngü sona ererken.

Atlantis’in battığı gün, Sevgi Tapınağına gitti Astara. Ona son kez bakmak için. Sevgi kubbesinin altında havuzun yanına oturdu. Akan suyun sesi ile sakinleştirdi kendisini Astara. Ne yapacağını bilemiyordu.

Yaşayan varlıkların çoğu gitmişti. Gelmekte olan felaketi biliyorlardı.Çoğu yeraltına gitmişti. Orada yeni medeniyetler kuracaklardı. Ve Astara orada tek başına oturdu. Tüm varlığı boyunca ilk kez bir sonraki adımını kestiremiyordu. Düşünmek için en çok bildiği yere gitti. Evine gidip bekledi-son darbenin gelişini bekledi. Olacak olanın olmamasını diledi. Döngü bitene kadar çok uzun bekleyeceğini biliyordu. Acı çekileceğini biliyordu. Bunun sadece kendi acısı değil, herkesin acısı olacağını da biliyordu. İşte tam da orada kararını verdi Astara.Yüzeyde kalacak ve medeniyetlerin kurulmasına yardım edecekti.Atlantis’te yaptığı gibi bu medeniyetlere liderlik yapacaktı. Onlara sevgi ve harmoni içinde nasıl yaşanacağını gösterecekti. Zaten o bir “Yol Gösterici” değil miydi ki? Ve işte tam da bunu yapacaktı.

Astara’nın kanatları vardı. Atlantis battı, Atlantis’i terkeden son varlık Astara oldu.

Astara Doğuya gitmeye karar verdi. Bugünün Musul, Ninova’sını seçti gitmek için. Orada insanlar buldu. Onları bir araya getirdi. Topraktan tapınaklar inşa etti. İnsanları iyileştirdi, onlara hayatta kalmayı öğretti.

Bildiklerinin çoğunu sakladı ama Astara. Binalar inşa etti, sütunlar…Heykeller yaptı. İnsanlara sanatı öğretti. Çünkü biliyordu ki unutkanlık büyüsü herkesi etkileyecekti, zamanla onu bile. Bu yüzden sanatı, unuttuğunda ona kim olduğunu hatırlatması için kullandı Astara.

Onun için çok uzun bir bekleyişti.İnsanlar onu değişik değişik isimlerle tanıdılar. Kimine İsis, İştar idi. Kimine Sekhmet, Hathor, Ma’at ve Bastet. Bir çoğu onu Eos olarak bildi, belki de aldığı son isim olan: Şafağı Getiren Tanrıça Aurora olarak!

Oluşturduğu mediyetler pekçok kez ateş topları ile yok edildi. Her birinden sonra kalanları toplayıp başka bir yere gitti Astara ve yeniden başladı. Bir yaşamdan diğer yaşama karanlık bir parçasını öldürdü Astara’nın. Onu pekçok kez öldürdüler. Her öldüğünde geri geldi! Savaşları sevmese de, öğrendi Astara. Ve bir gün o kadar yorgun düşmüş ve o kadar implantlanmıştı ki, kim olduğunu unuttu Astara.

Oh Sevgili Astara! Geri dönüyorsun! Sen artık geri dönüyorsun! Kim olduğunu bulmak için ipuçlarını takip ediyorsun!

Oh Astara! Işığını görüyorum! Dokunduğun kalplerde uyanıyorsun! Kimliğini geri almak için uyanıyorsun!

Bu döngü sonunda sona eriyor, ve sen Astara, tekrar BİR oluyorsun. Aurora olarak bir oluyorsun! Bir Anka Kuşu gibi küllerinden doğuyorsun!


Hadi Sadece Işık Olsun! Ve Sadece Işık!

No comments:

Post a Comment