19 November, 2016

David Wilcock’un Yeni Kitabı Yükseliş Gizemleri İçin Bir Analiz


David Wilcock’un yeni kitabı Yükseliş Gizemleri daha birkaç ay önce yayınlandı. Tabi yayınlanır yayınlanmaz çok fazla kişinin ilgisini çekti ve en çok satan kitaplar listelerine girmeyi başardı. Ne yazık ki Yükseliş Gizemleri’nin Türkçe’ye çevrilmesi aylar alacaktır. Bu tarz kitapları yayınlamaya ilgi gösteren Türk yayınevlerinin sayısı nedir bilemem; ancak bu kitapta anlatılanlardan kendimce çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım burada okuyacaklarınız yeterince ilginizi çeker ve kitap Türkçe olarak yayınlandığında okursunuz.

Çok yoğun bir yaşantım olduğu için, bu kitabı CD formatında aldım. 17 CD, kitap kaç sayfa bilmiyorum. Üç hafta içinde çoğunlukla arabada yolda dinledim kitabı. Wilcock, kitap daha piyasaya çıkmadan, tüm kitabı kendisi okumuş. Açıkçası onun sesinden kitabı dinlemek bana büyük bir zevk verdi ve sıkıcı yolculuklarıma renk kattı. Özellikle Wilcock’un anılarını paylaştığı bölümlerle, olayları onun kendi sesinden, duygusuyla dinlemek gerçekten etkileyici idi.

Kitap genel olarak iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Wilcock yaşamından, gençliğinden ve ruhsallıkla tanışmasından, bu bilinç durumuna gelene kadarki tecrübelerinden bahsediyor. İkinci bölümde ise itirafçılardan/ gizli programlarda çalışan insanlardan öğrendiklerini detaylandırarak anlatıyor, kendi araştırmalarının kanıtlarını sunuyor. Yeri geldiğinde anlattığı konuya ara verip vurgulamak istediği konuları, özellikle bilimsel konuları detaylandırıyor. Ve yine konferans konuşmalarında saatlerce konuşup insanların ilgisini aktif tuttuğu gibi bu kadar uzun bir kitapta da okuyucuyu kitaba bağlı tutmayı başarıyor.

Kitapta büyürken yaşadıklarını büyük bir dürüstlük içinde anlatıyor. Anne babasının ayrılmasında yaşadıklarından, okulda “bully” diye tabir edilen çocuklar tarafından rahatsız edilmesine, şiddet görmesine, stresle obez bir hale gelmesine ve uyuşturucu bağımlılıklarına kadar herşeyi büyük bir içtenlikle anlattığını görüyoruz. Wilcock, ona rüyalarla gelen mesajlarda bunları anlatması gerektiğini anladığını söylüyor.Ben şahsen Wilcock’un yaşadığı problemleri yardım almaksızın birer birer çözebilmesinin onu bugünlerde insanlığın uyanışında oynadığı role hazırladığını düşünüyorum. Zaten bunları yazması konusunda verilen mesajın verilmesinin nedeni, ne sıkıntılardan geçersek geçelim, istediğimiz anda doğru seçimi yapıp değişebileceğimizi bize hatırlatmak olmalı. Belki de bu yüzden Wilcock daha kitabın en başında “Tekrarlama Zorunluluğu” denilen ve tüm insanlıkta mevcut olan bir psikolojik rahatsızlıktan bahsediyor. Buna göre, travma yaşayan insanlar yaşadıkları travmayı kendileri için ve diğerleri için tekrar tekrar yaratmaya yöneliyorlar. Büyürken şiddet gören çocular, kendi eşlerine ve çocuklarına şiddet gösteriyor mesela. Ya da kendilerinin “mağdur” durumda olduğu senaryoları tekrar tekrar yaratmaya yöneliyorlar. Bilimsel olarak da Wilcock, alanında uzman kişilerden referanslar gösteriyor ve burada vücudumuzda uyuşturucu benzeri etkiler yaratan hormonların salgılandığını ve bu yüzden bu tür travmalara ve korkulara bağımlı olduğumuzu söylüyor.

Wilcock’un zamanla kendisini tekrarlama zorunluluğu rahatsızlığından ve uyuşturucu bağımlılığından kurtardığını, tüm fazla kilolarını verdiğini, Uzak Doğu sporları öğrenerek kendisini okulda şiddetten korumayı öğrendiğini, bunları yaparken müzik ile iç içe yaşadığını ve çok yetenekli bir müzisyen olduğunu vurgulamakta fayda var.

Wilcock daha çocukluğunda gizli toplumların varlığını farketmiş, annesinin ruhsallıkla alakalı kitaplarını daha çok erken yaşlarda okumuş, kendisi üzerinde, özellikle “lucid/berrak” rüyalar konusunda denemeler yaparak yeteneklerini geliştirmeye çalışmış. Kitabın ilk bölümünde en çok dikkatimi çeken olaylardan biri, almış olduğu bir çeşit uyuşturucu/LSD tipi bir ilaçtan sonra, akşam haberlerinin başladığı saatte televizyondan -arka planda- gelen ve çok rahatsız eden bir sesi farketmesi. İlginç olan ise, o sırada yanında bulunan arkadaşının da bunu farketmiş olması. Muhtemelen almış olduğu ilacın algısı üzerinde yarattığı hassasiyet bu sesi duymalarına neden olmuş gibi görünüyor. Kitabın daha sonraki bölümlerinde, çeşitli teknolojiler kullanarak insanlara özellikle bu saatlerde “bilinçaltı” mesajlarının verildiğini itirafçılardan da duyduğunu anlatıyor.

İkinci bölümde Wilcock, bugüne kadar karşılaştığı itirafçılardan aldığı bilgileri birbiri ile karşılaştırarak anlatıyor. Kendi araştırmalarında bulduğu kanıtları da sıralıyor. Burada daha önce benim de özetini çıkararak yayınladığım bir konferans konuşmasının detaylarını görüyoruz. Bu yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

http://isigacagri2015.blogspot.com/2016/09/david-wilcock-2015-bilincli-yasam-fuar.html

Bu bölümde en dikkat çekici noktalardan biri “Siyahi İsa” ismi verilen birinin, Afrika’da 1960’li yıllarda yükselmiş özellikler göstermeye başlamış olması. Siyahi İsa çevresindeki insanlara bunları öğretmeye başlamış. Bu durumdan büyük korku duyan Kabal, bu şahsı defalarca öldürmeye çalışmış. Her öldürdüklerini sandıklarında İsa tekrar canlanıp öğretilerine devam ediyormuş. Daha sonra ne mi olmuş? Bunun için kitabı okumanız gerekiyor 

Diğer öne çıkan bir bilgide, gizli programların icat edilen bir sandalye ile zamanda seyahati gerçekleştirdiğini öğreniyoruz. Ancak burada zamanda geri giderek değişmelere neden olduklarında, zamanın yaşayan bir varlık gibi bu anomaliyi bir şekilde iyileştirdiğini ve Kabalın bu teknolojiyi çok fazla karanlık niyetlerle kullanmaya cesaret edemediğini öğreniyoruz.

David Wilcock, tüm bunların dışında da portallardan, duygularımızdan beslenen varlıklardan, Nazi’nin Antarktika’ya gidip üsler kurmasından ve Gizli Uzay Programlarından bahsediyor. Bunlarla ilgili değişik itirafçılardan gelen bilgileri değerlendiriyor. Ben zaten bu blogta çeşitli röportajları/makaleleri tercüme ederek bu konudaki bilgileri detayları ile vermiştim.

http://isigacagri2015.blogspot.com/2016/05/reptile-uzayllar-nazi-almanyasna.html
http://isigacagri2015.blogspot.com/2015/11/kozmik-ifsaat-2-sezon-8-bolum-marsta.html
http://isigacagri2015.blogspot.com/2015/11/kozmik-ifsaat-2-sezon-8-bolum-marsta.html
http://isigacagri2015.blogspot.com/2016/04/kozmik-ifsaat-4-sezon-8-bolum.html
http://isigacagri2015.blogspot.com/2016/06/david-wilcock-guncellemesi-19-haziran.html
http://isigacagri2015.blogspot.com/2016/08/kozmik-ifsaat-5-sezon-13-bolum-clifford.html

Sonuç olarak David Wilcock’ın bu kitabı bir daha kitap yazmasına gerek kalmayacakmışçasına yazdığını söyleyebilirim. Wilcock'ın kitabında, her fırsatta yükselişin çok yakında olduğunu, hadisenin kozmik bir olay olduğunu ve bunu yaşamaya yakın olduğumuzu vurguladığını söylemek gerekiyor. Hepimizin, yükselebilmemiz için, sadece %51 başkalarına hizmet prensibinde yaşamaya başlaması gerektiğini, artık korkularımızı bırakarak, sevgi ve anlayışa odaklı olmamız gerektiğini anlatıyor Wilcock. Bu kitabı okumaya, Türkçe okumaya fırsatımız olur mu bilemiyorum, ancak kitapta dikkat çekilen benzeri olayların sıklaşmasından, hadisenin ve insanlık için yükselişin bu enkarnasyonlarımızda olacağını düşünmek yerinde olur. Ancak yükseliş çok yakınımızda olmasa bile, Wilcock’ın iyi bir yazar olduğunu ve 4. kitabının da en az Yükseliş Gizemleri kadar ilginç olacağından şüphem olmadığını söyleyebilirim.

No comments:

Post a Comment