04 September, 2016

David Wilcock 2015 Bilinçli Yaşam Fuarı Konuşması



Birkaç hafta önce David Wilcock’un Los Angles’ta 2015’in Şubat ayında Bilinçli Yaşam Fuarında yaptığı konuşmanın videosu youtube’te yayınlandı. Bu videonun yayınlanma haberi, ne yazıkki başka haberlerin gölgesinde kaldı ve videonun içeriğindeki detaylar kimse tarafından henüz tartışılmadı. Bu videoyu sonunda dinleyip, notlarımı aldım. Aslında bu videoya 1.5 yıl sonra ulaşmamız, olan bazı olayların nasıl birbirine bağlı olduğunu anlamak açısından çok da iyi oldu. Pekçok tanıdık vardı konferansta. Rob Potter, Corey Goode, Goldfish Report sunucuları hep beraber ön sıralardan David’i alkışlıyorlardı. David her zamanki gibi konuşmasında espiriler yapıyor, ilginç resimlerle ve benzetmelerle 2 saatlik konuşmasına renk katıyordu. Her zaman olduğu gibi, ‘ııııı’ demeden, duraksamadan muhteşem bir konuşma yaptı. Muhtemelen burada verilen bilgiler yeni kitabında ayrıntılı bir şekilde anlatılıyordur. İngilizce bilenlerin bu kitabı alıp okumasını şiddetle tavsiye ederim.

Bence konuşmasının bize verdiği en büyük mesaj Kabal’ın sadece bir gruptan oluşmadığıdır. Bu konuşmanın ana konusu, bizi doğduğumuz gezegende köleleştiren ırklardan “progenist(öncül ırk)” olarak isimlendirilen ırkın tarihini vermiş olmasıydı. Üstelik bu konuşmada bu ırktan bahsedeceğini Kabalin engellemelerine takılmamak ve can güvenliği için son dakikaya kadar gizli tutmuş. Açıkça şunu söyleyebilirim ki, Güneş Sistemimiz gerçekten tüm evrenler için çok önemli. Dünya tarihini anlamaya çalışırken kendimizi sistemimizdeki diğer uydu ve gezegenlerden ayrı tutmamalıyız. Tarihimizi bir bütün olarak anlamaya çalışmalıyız. Bugün burada okuduğunuz bilgilerden sonra, herşeyin nasıl da birbiri ile bağlantılı olduğunu göreceksiniz. Bu yazıyı okuduktan sonra benim de içimden dediğim gibi, “İşte şimdi anladım” diyeceksiniz. Önce David’in NASA fotoğraflarından gösterdiği çeşitli kanıtları sıralayacağım. Sonraki bölümde bu resimlerin “öncül ırk”ın tarihi ile bağlantısını göreceksiniz.



UZAYDA ZEKİ VARLIKLARDAN KALANLAR:

Güneş sistemimizde mevcut hemen hemen tüm gezegen ve uyduların içlerinde çok uzun boylu varlıklar için inşa edilmiş yapılar mevcuttur. Eski bir NASA danışmanı da olan Richard Hoagland ve David’le bağlantıya geçen çeşitli kişilerin verdiği bilgiler doğrultusunda aşağıdaki fotoğraflara baktığımızda, uydu ve gezegen yüzeylerindeki şekillerin/izlerin onlara çarpan göktaşları nedeniyle olamayacak kadar düzgün olduğunu görüyoruz.

  • Satürn’ün uydularından Iapetus’ün ekvatoru hizasında onu çevreleyen tümseklik bu uydunun doğal yollarla oluşmadığı hissini veriyor. Daha sonra Güneş ışığını yansıtırken çekilen fotoğraflarda dikkat çeken geometrik simetriler, bu fikri güçlendiriyor.


    Satürn'ün Uyduları

    http://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA06166


    Satürn uydusu Iapetus'ün ekvatoru hizasındaki suni yükseklik


    Iapetus'te Güneş ışığında belirginleşen geometrik şekiller
  • Aşağıdaki linkte NASA, fotoğraflarla 433 Eros Asteroidinin üzerinde kare şeklinde izler bulduğunu açıklıyor.

    http://science.nasa.gov/science-news/science-at-nasa/2000/ast26sep_1/



    NASA'nın yayınladığı Eros 433 Asteroidi Resimleri


  • Buradaki resimlerde Mars'ın uydusu Phobos'un zarar görmüş olduğunu ama üzerinde birbirine paralel olan ve bunları dik kesen yapılar olduğu anlaşılıyor. Bunlara doğal demek mümkün değil.
  • Eski bir astronot olan Buzz Aldrin, CSPAN televizyonunda "Phobos'un üzerindeki anıt ne?" diye sorarak, bunun dünya dışı varlıklarca yapılmış olabileceğini dile getirdi.Wilcock Phobos'taki yapıları inşa eden varlıklar ayrıldıktan sonra gelenlerin, bu anıtı girişi işaretlemek için koyduklarını söylüyor. Kendisine bu bilgi, Gizli Uzay Programlarında çalışıp, bu konuların içinde olan kişilerce verilmiş.
  • Buzz Aldrin Videosu:
  • Mars'ta çok net bir yüz heykeli var. Bu heykelin yakınlarında ise birçok piramit görmekteyiz.


  • Uranüs’ün uydusu Miranda üzerindeki şekiller dikkat çekici.Bu şekiller doğal yollarla olmuş olabilir mi sizce?

    David Wilcock, bu izleri, Miranda’nın içinde bulunan yapıların silüetlerinin dış yüzeydeki aşınma nedeniyle dıştan gözükmeye başlaması olarak değerlendiriyor.


  • Wilcock, Miranda’da aşağıda işaretlenen geometrik izin, uydunun iç bölümünde oluşturulan ve -Dünyadaki bir ada gibi- ekolojik sistemiyle bir kara parçasına benzer bir yapının oturduğu bölümün dıştan izleri olarak kabul edebileceğimizi söylüyor.
  • Wilcock Satürn uydularından Mimas’ın üzerinde krater görünümündeki yapının asteroit nedeniyle olamayacak kadar simetrik olduğunu vurguluyor.

  • Mimas’a termal kameralar ile bakıldığında, ısının uydu içinde beklenildiğinin tam aksi şekilde dağıldığını görüyoruz. Aşağıdaki resimde sol üst köşedeki resim olması beklenen ısı dağılımı. Sağ üstteki gerçek ısı dağılımı. Sol alt Mimas görünen ışıkta, sağ alttaki ise termal kamera görüntüsü ve ışıkla görünen Mimas resimleri üst üste konmuş. Isının dağılımı ile kratere benzeyen çökük alanın bulunduğu yer simetrik gözüküyor. Wilcock bu kraterimsi yapının uydunun iç tarafında ışık veren güneşe benzer plazma yapının bulunduğu yer olabileceğini söylüyor.

  • Burada verilen bilgide Mimas’ın ölü bir yıldız olabileceği vurgulanıyor:

    http://www.space.com/10887-saturn-moon-mimas-photos-death-star.html
  • Bu resimde, Satürn uyduları Mimas ve Tethys termal ve yüzey görüntüleri karşılaştırılıyor. Üstte görünen termal görüntülerde iki uyduda da aynı ısı imzasını görüyoruz. Yüzey görüntülerinde ise her iki uydunun da benzer geometrik şekilli yapısı görünüyor.

  • Artık yavaş yavaş bilimadamlarının bulguları üzerindeki filtreler kalkıyor. Nature isimli bilim jurnalinde aşağıda çıkan yazıda, Ayımız üzerinde kare şeklindeki ısı anomalisine dikkat çekiliyor.

    http://www.nature.com/news/moon-s-largest-plain-is-not-an-impact-crater-1.16041

    Aşağıdaki resimde benzer şekilde bir yapının başka uydularda da varlığı gösteriliyor. Bu resimde soldaki cisim Ay, en sağdaki ise Enceladüs (Satürn uydusu). Wilcock bu kare yapının antik zamanlardan kalma bir yapı olabileceğini söylüyor.
  • Apollo görevlerinde Ay’da çekilen bazı resimlerde görünen şekiller, bunların zeki varlıklarca yapıldığını kanıtlar nitelikte.Aşağıda soldaki resim sağdakinin netleştirilmişidir.


    Aydaki bu yapı, Satürn uydularından Enceladüs’ün termal kamera ile çekilen resmindeki şekillere benzerlik gösteriyor.

  • Burada NASA fotoğrafında zoom yapıldığında cam bir kubbe görünüyor.

  • Muhtemelen biliyorsunuzdur, Ay'ın Dünyadan her zaman aynı yüzünü görüyoruz. Ay’ın göremediğimiz yüzüne Ay’ın karanlık yüzü deniyor. 1965’de Rusya Zond 3 diye bir aracı göreve gönderir ve Ay’ın karanlık yüzünden resimler alır. İşte bu resimde bir kule görüyoruz:
  • Yine NASA resimlerinde görünen antene benzeyen bir yapı.

  • Burada Güneş batarken gelen ışıkla Ay yüzeyinde mevcut cam bir yapının silüeti beliriyor.
  • Metale benzeyen bir çubuğun bir tepeden aşağıya yattığını gösteren başka bir Ay resmi:

  • Ruslardan gelen bir Ay resmi. Burada kare şeklinde bir yapının kalıntıları göze çarpıyor.
  • Bu resimde Marstan gelen bir resim üzerinde yapılan oynama/geliştirme ile cama benzer bir tüp yapı görüyoruz. Wilcock bunun bir tren tarzı ulaşım sistemi olabileceğini düşünüyor.Tabi resmin orjinal halini bilmiyoruz.

PROGENİSTLER (ÖNCÜL IRK) KİMDİR?

Yukarıdaki resimlerden de anlaşılacağı gibi, Güneş Sistemimizde bizden kasıtlı olarak saklanan birçok yapı var. En önemli gerçeklerden biri gezegen ve ayların içinde yaşama alanları olması. Wilcock, ona ulaşıp öğrendiklerini paylaşan pekçok kişinin anlattığı ortak noktaları bir araya getirip, bize burada öyle bir tarihten bahsediyor ki, bir anda tarihimizde ya da günlük hayatımızda karşılaştığımız pekçok şey açıklık kazanıyor, noktalar birleşiyor.

Bu bilgilere geçmeden önce vurgulamak istediğim şey, burada anlatılan bu grup, Kabal’ın belki de en eski ve etkili grubu olabilir, ancak bizi manipüle eden tek grup değil. Bu konuşmada Wilcock Reptillerden çok fazla bahsetmiyor.

Bize verilen en eskiye dayanan bilgi 5 milyon yıl kadar önce, kadim kurucu ırk dediğimiz varlıklarca Güneş Sistemimizde pekçok yapı inşa edilmiştir. Çok ileri teknolojide olan bu varlıkların kalıntılarını hala gezegenlerde, uydularda, asteroidlerde vs. görmekteyiz.

Wilcock’a verilen bilgilere göre, Güneş Sistemimizin evrenler için önemli bir özelliği varmış.Buradaki enerjilerin iyileştirici bir özelliği varmış. Bu nedenle sorun çıkaran negatif varlıkları rehabilite olması için Güneş Sistemimize bırakmak bir gelenekmiş. Bunu nasıl değerlendirmeliyiz bilemiyorum. Büyük Yaratıcıdan gelen tüm varlıkları, içinde yaşadığımız sistemde, doğru evrimleşme yoluna getirdiği ve bizim de bunda bir katkımız olduğu için gurur mu duymalıyız, yoksa burasının sadece bir hapishane olduğunu ve insanlığın burada kıstırılmış olduğunu mu düşünmeliyiz?

Yargıyı bir kenara bırakacak olursak, sistemimize gelen öncül ırk denilen insan yapısındaki devler evrenlerde büyük suçlar işlemişler. Çok fazla düşman edinen bu grup, düşmanlarından kaçarken çareyi sistemimize sığınmakta bulmuş. Bu ırk 70-100 feet (21-30.5m) boyundaymış.

İnsan ve öncül ırk yan yana:



Wilcock’un anlattığına göre, öncül ırk önce Mars’ın uydularından Phobos’a yerleşmiş. Mars ve Jüpiter arasında o sıralarda bulunan ve bugün Tiamat ya da Elektra isimleri ile anılan çok büyük ve Dünyaya benzeyen bir gezegende de kolonileşmeye başlamışlar. Mars aslinda o zaman gezegen değil, Elektra’nın uydusuymuş. Wilcock’tan anladığımız kadarıyla bu varlıkların nüfusu 100 milyarı geçmiş.

Daha sonra Elektra gezegeni patlamış ve paramparça olmuş. O zaman bizim Ay’ımıza sığınmışlar. Wilcock’a pekçok kişi tarafından verilen bilgilere göre Ay kurucu ırk tarafından inşa edilmiş suni bir yapıymış. 360 derece boyunca her tarafta yer altında üsler olduğundan ve bu üslerin dev varlıkları barındırabilecek kadar yüksek olduğundan bahsediliyor. Öncül ırk Elektra’nın patlayışı esnasında Ay içine sığındıklarında gezegen parçalarının vs. çarpması sonucu çok büyük zarar görmüş.

Ay’da bulunanlar ay yüzeyinde camdan kubbeler içinde kendilerine yaşanabilir alanlar kurmuşlar. Mars’a yerleşip orada yeniden bir medeniyet kuranlar orada içinde bir milyar devin sığabileceği piramit yapılar inşa etmişler. Wilcock, Mars’taki yüz heykelinin de onlara ait olduğunu tahmin ediyor. Mars’taki yaşam onların boyunun 36 feet (11 metre) ‘e kadar kısalmasına neden olmuş. Daha sonra seyahat etmeye başlamışlar. Dünya’ya da gelip Kuzey Afrika’da büyük şehirler inşa etmeye başlamışlar. Bu esnada insanlığın mağara insanlığı dönemini yaşadığı düşünülüyor.

Anlatılanlara göre 200000 kadar yıl önce Mars’ta büyük bir felaket olmuş. Bu sırada öncül ırk Dünyada ve Ayda zaten yaşamaktaymış. Ancak buralarda yaşarken eski saldırganlık alışkanlıklarını bırakmadıkları ve suç işlemeye devam ettikleri için, 50000 yıl önce düşmanları gelip Ay’a ve Dünya’da Kuzey Afrika’ya bir ışın ile saldırmış. Dünyaya saldırdıklarında dünyadaki tüm medeniyetleri silinmiş. Ayda yaşayanlardan sadece birkaç araç kaçmayı başarabilmiş ve Dünyaya zorlu iniş yapabilmişler.

İşte bu nedenle Büyük Sahra Çölümüz oluşmuş ve Afrika kuzeyi bu silah teknolojisi nedeniyle bu duruma gelmiş. Wilcock, ona anlatılanlara göre, Büyük Sahra çölünde 14 ila 100-135 metre derinlikte öncül ırktan kalma büyük miktarda gelişmiş teknoloji bulabileceğimizi söylüyor. Mısırlılar sonra bu bölgenin en üst noktasında yaşamaya başlamış.Bu felaketten yine bazıları kurtulmuş ve kendilerini saklamışlar.Hala saklanıyorlar.


Yukarıda NASA/Rusya uzay fotoğraflarındaki cam, piramit gibi kalıntıların öncül ırk tarihi ile uyum içinde olduğunu görüyoruz. Bu ırk, tüm bu felaketlere rağmen hayatta kalmayı başarmış. Ancak artık yok edilmekten çok korktukları için, insanlığın onlarla ilgili bilgilere ulaşmasını engellemek için herşeyi yapıyorlarmış. Bu yüzden Ay ‘da ve Mars’ta bulunan kalıntıların resimleri örtbas ediliyormuş. NASA mühendisi Ken Johnston tüm kanıtın, Apolladan gelen orjinal resimlerdeki kanıtların yok edilmesi için görevlendirilmiş. NASA bizim gerçeği kabul edemeyeceğimize karar vermiş.

Kuzey Afrikada kuma gömülen yapılarla ilgili bilgiler, İskenderiye Kütüphanesinde mevcutmuş. Romalılar burayı fethettiklerinde ktüphanelere girerek bu kitapları çıkardıktan sonra, yangınlar çıkarmışlar. Halen İskenderiye Kütüphanesinden alınan bu kitaplar Vatikan’da tutuluyormuş. Dr. Pete Peterson Vatikan'a davet edilmiş ve bu kitaplardan bir kısmına bakabilmiş. Bazılarında her sayfada barkod varmış.Uzay araçlarının, üslerininin resimleri varmış.Hatta bazı kitaplar Mısırlı rahiplerce tercüme edilmiş.

Başka bazı kitaplar ise Mısırlı rahiplerce gizli yerlerde bulunmuş ve bu kitaplar korunmuş.Mavi ya da kırmızı deri kaplıymışlar.Sayfalar tam beyaz olmayan renktenmiş ve kullanılan kağıt benzeri şey dayanıklı bir malzemeymiş.Metal plakalara yazılmış kitaplar da varmış.

İluminatı içinde Satürn gizli grubu ve satürnelia festivali varmış.Çünkü İluminatı kendisinin ilk önce Satürn'de yerleşmiş bu öncül ırktan geldiğini biliyormuş.Eyes Wide Shut filminde daire halinde dönmeleri Satürn'ün etrafındaki halkaları temsil ediyormuş.Onlarda, onları tanrı yapan dünya dışı varlık DNAsı olduğuna inanıyorlarmış.


Öncül ırk, Ay’dan Dünyaya iniş yaptıktan sonra, Dünyadaki insanlarla birleşmeye ve onlardan çocuk yapmaya başlamış. Ancak bu onlara yasakmış. Çocukları 12-13 foot (3.5-4m), kızıl saçlı beyaz tenli olmuş. Beyaz ten Dünya için normal değilmiş.

Vatikan Enoch kitabının okunmasını istemiyormuş.Bu kitap çok çok eski bir kitapmış. İncilde İsa bu kitaptan bahsediyormuş. Enoch kitabını 1773'te Etiyopyada İskoçyalı biri bulmuş.Dr. Richard Laurence 1821'de tercüme etmiş. Bölümlerinden 1-36'ya kadar olan "Gözlemciler Kitabı" en önemlisiymiş. Diyormuş ki: Enoch Nuh'un büyük babasıdır.365 yıl yaşamıştır.Pozitif dünya dışı varlıklar ile öncül ırk arasında mesajcı olmuştur.

Pozitif dünya dışı varlıklar dünyada yaşayan öncül ırkı yok etmekle tehdit etmişler. Öncül ırk, Enoch vasıtasıyla pozitif dünya dışı varlıklarla anlaşmaya çalışmış. Enoch'un kitabında 200 tane öncül ırktan varlık olduğu, Lucifer'in bunların lideri olduğu yazılıymış. Ama Wilcock itirafçılardan aldığı bilgilere göre bu sayının çok daha büyük bir rakam olduğunu söylüyor.Çünkü bir süredir Dünyalılar ile birleşiyorlarmış.Ayrıca bu varlıklar insan eti de yemeye başlamışlar. Ve 12000 yıl kadar önce meydana gelen Nuh'nin tufanı onları neredeyse tamamen yok etmiş.

Bu selle cezalandırıldıkları için çok kızgınmışlar. Biz insanların tanrının kolladığı varlıklar olduğunu düşündükleri ve kendilerinin cezalandırılmasından dolayı intikam duygusu ile dolmuşlar. O yüzden bizimle intikam alıyorlar.İncilde para kötüden alınıp iyiye verilecek diyormuş. Şimdi merkez bankalarını kontrol edip, federal rezerv ile vs tüm parayı kontrol etmelerini bu şekilde açıklıyorlarmış.

Bu devlerin bir kısmı ölmemiş ve kısa süre öncesine kadar ortadaymışlar. Şimdi aşağıda ortaya çıkan videolarda 11-15 feet uzunlukta devlerin Statis odası denilen yerlerde bulunduklarını göreceksiniz. Bu dev varlıklar öncül ırktan olabilir, henüz bilinmiyor. Bu varlıklar, yeraltında mağara gibi yerlerde mavi ışık ile parlayan kristalleri aktıve ederek zaman balonu yaratmışlar. Bu balonda geçen çok kısa bir süre Dünyada binlerce yıla denk gelebiliyormuş. Bunlardan Dünyada en az 12 tane varmış. Bazılarında kristaller bozulmuş ve içindeki devler ölü bulunmuş.

Bu Statis odalarından biri Ohio'daymış. Burada bir nehir varmış, yakınında bir mağara açıklığından girip uzun yürüdükten sonra 60-100 foot yükseklikte bir odaya geliniyormuş.Balonun içini görmek için yukarı tırmanmışlar ve odada 3 dev adam görmüşler.Kırmızı saç ve uzun sakal.. Hala balonda ve hala uyuyorlarmış.İlluminatiden onları görmeye gelen adamlar isimlerini mağaranın duvarlarına yazıyormuş. Abraham Lincoln'ın da orada ismi varmış.
Farklı yerlerde bulunan statis odalarında başka başka dünya dışı varlıklar varmış.Kristallerin zaman balonunu sonlandırma zamanı, Güneş sistemimizdeki enerjilerin artışıymış.İluminatı bu varlıkların onların ataları olduğuna inanıyormuş. Çağ sona erdikçe bu varlıklar uyanacak, bu da onların tanrılarının geri dönüşü olacak şeklinde bir inanışları varmış.




PROGENİSTLERİN (ÖNCÜL IRKIN) VE DİĞERLERİNİN VARLIĞINI KANITLAYAN BİLGİLER:
  • Jacob Roggenveen ve C.F.Behrens isimli gezginler, 1722'de Easter Adasını ziyaret ettiler.Orada 12 foot uzunlukta kızıl saçlı , uzun kulakları, açık ten rengi olan adamlar gördüler.Oradaki yerli halk olan Hanau Eepe ve Hanau Momoko ile barış içinde imişler.Yerliler normal insan gibiymiş.Roggenveen ve Behrens bu dev insanlarla konuşmuş ama bu gezginler daha sonra ortadan kaybolmuş.
  • Wilcock daha sonra Mısır tanrılarının da devler olduğundan bahsediyor. Bunun kanıtı olarak, Mısır kalıntılarında kapıların yüksekliğini gösteriyor. Zamanla Güneş enerjisinin onların boylarını kısalttığını, ancak uzun kafataslarının o şekilde kaldığını söylüyor. Berlin Ulusal Müzesindeki Mısır tanrılarının kafa heykellerinde görüldüğü gibi.
  • Daha sonra Wilcock, Yunanistandaki Cyclades(Kıklad) adalarında bulunan tanrı heykellerini gündeme getiriyor. Bunların da devler olduğunu vurguluyor. Mesela Roma Tanrısı Baal’ın 12 feet uzunlukta heykel kalıntısı olduğunu söylüyor. Moloch denilen Tanrıdan bahsediyor. Kalıntılarda bu tanrıyı sakinleştirmek için insan kurban edildiğini gösteren resim gösteriyor.
  • Daha sonra Wilcock Dünyanın çeşitli bölgelerinde bilinen diğer tanrıların da Dünya dışı varlıklar olduğunu kanıtlar nitelikte resimler gösteriyor. Bunlardan bazılarının isimleri:
    • Pozitif Hint tanrısı Vishnu
    • Maya tanrısı quetzalcoatl
    • Japon Dogu-- uzay giysisi içinde
    • Afrika Dogon
    • Avustralya yerlilerinin tanrısı Wandjina
  • Wilcock ayrıca Prens Leonello ve Prenses D'Este gibi 14. yüzyıl İtalya kraliyet aileleri üyelerinin de uzun kafatasları olduğunu söylüyor. İtalyan eski paralarındaki resimlerde de bunu gördüğümüzü belirtiyor.

  • Sonra cizvitlerin şapkalarının şeklini tartışıyor, uzun kafataslarının bu şekilde saklanıyor olabileceğini belirtiyor.Afrikada halen uzun kafataslı yaşayan insanlar olduğunu gösteriyor.

  • Sonra Wilcock öncül ırka ait olduğu düşünülen iskelet kalıntılarından bahsedip, bunlarla ilgili çıkan gazete haberleri gösteriyor. İşte basından kanıtlar:
    Bulunan bazı iskeletlerin boy oranlarının karşılaştırılması:

    • 21 Kasım 1856 New York Times yazısı-10 foot 9 inch uzunlukta dev iskeleti bulundu diyor.
    • 25 Aralık 1868-New York Times: Minesota'da 10 foot 9.5 inch dev iskeleti haberi
    • 8 Eylül 1871 -New York Times dev kafatası, 8-9 foot dev bulundu
    • 8 Şubat 1876- New York Times: üç iskelet 9 foot uzunlukta
    • 10 Ağustos 1880-New York Times 11 foot 3 inch
    • 25 Mayıs 1882- New York Times: içinde devler olan toplu mezar bulundu
    • 27 Kasım 1883 -7 foot iskelet
    • 5 Mayıs 1885-New York Times--Ohio'da 4 iskelet 7-8 foot
    • 9 Şubat 1890-New York Times-8 iskelet bulundu her biri 7-8 foot
    • 9 Ağustos 1891-Wiconsin'de piramit şeklinde tepelerde 50 mili aşkın yerde dev insan iskeletleri
    • 3 Ekim 1892- New York Times 12 foot iskelet bulundu
    • 5 Mart 1894 New York Times-- Serpent Mount Ohio'da dev iskeleti
    • 20 Aralık 1897-New York Times Wisconsin mezarında 9 foottan iskelet
    • 7 Eylül 1904 New York Times
    • 4 Mayıs 1908-New York Times dev iskelet bulundu-Meksika'da bir mağarada 200 tane 9 foot iskelet
    • 13 Temmuz 1908- Washington Times- Los Angeles'ta 14 iskelet bulundu.9 foot boyunda, Santa Monika kumsalında.
    • New Age Magazını 1913 Sayı 18-Kaliforniyadaki Katalına Adasında insanların 3 ila 6 katı büyüklüğünde varlıklar bulunmuş.2 sıra dişleri varmış. 3781 dev iskelet.
    • 14 Temmuz 1916-New York'da. New York Times-68 iskelet 7 foot ve fazlası uzunlukta. 700 yıl önce gömüldüğü düşünülüyor.
    • 4 Mayıs 1912- Wisconsin, Lake Danevan yakınlarından 18 dev iskeleti bulundu

    Peki bu iskeletler nereye mi gitti? Kabal Smithsonian Enstitüsünü kurdu.Hepsi oraya gitti.Şimdi dev iskeletleri bulundurmak ya da kamuya göstermek kanunsuzmuş, kanun çıkarmışlar. Bunları bulduğunuz an başınız belada diyor Wilcock. Hedefsiniz diyor. Gizli Uzay Programından kişiler iluminatının bu iskeletleri alıp okyanus ortasında attıklarını söylemiş.

    Bu iskeletlerin bulunduğu noktaların haritada mevkileri:


  • Wilcock daha sonra eline geçen, gazetelerde çıkan bazı resimleri gösteriyor:
  • Kraliçe Elizabeth böyle bir iskelete bakarken:
  • Ortadoğuda bulunan, bu devlere ait olduğu düşünülen el aletleri:
  • Türkiyede bulunan bir deve ait iskeletin uyluk kemiği:
  • Masonlar bu iskeletleri topluyorlarmış:
  • 1998'de Mısırda bir mezar hırsızı bir mumya devin mezarına girip sadece parmağını çalmış.Filme almış.36 feet olanlara benziyor.

GİZLİ UZAY PROGRAMLARI

Wilcock daha sonra Nazi’nin başlattığı gizli uzay programının tarihinden kısaca bahsediyor. Vril toplumundan Maria Orsic kanalla Annunakiden uçan tabak teknolojisi bilgisini aldığını ve Nazinin bunu geliştirmesinin devamında Gizli Uzay Programları oluştuğunu söylüyor.

Gizli Programlar uzayda gezinmeye başlayınca ilk gelenlerin inşa ettiklerini bulmuşlar.Aralarında hala çalışan teknolojiler varmış. Uyduların çoğunun içinde çok uzun boylu varlıklar için inşa edilmiş yapılar varmış. Gizli programlar buralara yerleşmiş.Uyduların şu an çoğunun içinde yaşanıyormuş.

Nazi 1930 sonları, 1940 başlarında Mars'a gitmiş. Şimdi, kuzey yarımkürede 200000 kişilik personeli olan bir tesisleri varmış. Bunların sadece 10000'i Dünyada doğmuş.


No comments:

Post a Comment