25 August, 2016

Kozmik İfşaat 5. Sezon 13. Bölüm: Clifford Stone ile Empatikler ve Dünya Dışı Varlıklar – Özet ve Analiz | Corey Goode ve David Wilcock



Bu makale Stillness in the Storm sayfasından alınıp tercüme edilmiştir.


DW = David Wilcock, CS = Clifford Stone, CG = Corey Goode

DAVID WILCOCK Giriş:

DW - Merhaba. Ben David Wilcock ve “Kozmik İfşaat”ı seyrediyorsunuz. Burada derinlere girmek üzere sunucu arkadaşım Corey Goode ile beraberim.Clifford Stone orduda iken hiç çavuş rütbesinin üzerine çıkamadı. Bu önemli bir nokta.Fakat yüksek rütbelilerin dikkatini daha küçük bir çocuk iken empatik özellikleri nedeniyle çekmeyi başardı ya da kendisinin tabiri ile dünya dışı varlıklar ile “arayüz” olma yeteneği nedeniyle. Ordu dünya dışı varlıklar ile karşılaştığında, bu varlıklarla iletişimde yardım etmesi ve iletişimi kolaylaştırması için Clifford’ı görevlendirdi. Anlaşılıyor ki Corey’nin şovumuzda da bahsettiği gibi çok fazla yaşam formu ve dünya dışı türler var. İnandırıldığımızın aksine evrende hayat çok yaygın. Stone kendisi de bu fikri destekliyor. Yani baylar ve bayanlar, karşınızda Clifford Stone.


STONE’U ASKERE ALMA:

CS - Mezun olunca…1968’in Haziranının ilk yarısında, askerlik şubesinden bir mektup aldım. Ve askerlik şubesi bana diyordu ki, “Arkadaş ve komşularınızdan selam ve sevgiler. Ashland, Kentucky, AFEES Silahlı Kuvvetler Giriş Sınavı Merkezine tekrar değerlendirilmeniz için başvurmanız gerekiyor.”


CS - Ve annem üzüldü ve “Hayır. Orduya katılacağını ve sonunda Vietnam’a gideceğini biliyorum” dedi.Ben de “Anne, bu konuda endişelenme. Biliyorsun ben sağlık nedeniyle kabul edilmedim. Yine aynı sonuç çıkacak.”

Sonra oraya gittim ve tüm yazılı testleri geçtim.Fakat hala sağlık sorunum vardı.

Orada doctor olan bir yüzbaşı vardı, ve bana önceden söylemişti. Bana “Eve gideceğini biliyorsun” demişti. “Ülkene hizmet istediğini biliyorum, ama bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Sağlık sorunların var, ve ordu görevi için yeterli değilsin” dedi.

Washington DC bölgesinden gelip ziyaret etmekte olan bir albay vardı -böyle diyeceğim- ve yüzbaşıya dedi ki”Bak, sen hadi şimdi ..” ve o gün Cuma idi ve 4 Temmuz haftasonu idi “Aileni al, evine git, 4 temmuz haftasonunun tadını çıkar. Kalanları ben bitiririm.”

Ve ben en sona kadar bekletildim. Sonra beni çağırdı ve dedi ki “Sağlık problemlerin olduğunu biliyorsun”

Ben “Evet efendim” dedim.

Ve o da “Gerçekten girmek istiyor musun?”

Ben de “Evet bayım, bu savaşa inanmayan çok fazla insan var. Gitmek istemeyen çok fazla insan var.Ve ben ülkeme hizmet etmek istiyorum.Ve eğer gidebilirsem, bu benim yerime gitmek zorunda kalmayacak bir kişi demek”

“Şu anda ben, gitmek istemeyen her bir kişi benim yerime gitmek zorunda kalıyormuş gibi hissediyorum. Ve ben onların öldürüldüğünü duyarsam, benim yerime öldüklerini.”

O da dedi ki, “Peki ben gideceğin yeri belirlesem? Buna istediğin zaman karşı gelebilirsin. Tüm yapman gereken onlara gidip bu sağlık problemin olduğunu söylemek.”

Ben de “Siz beni sokun, ben karşı gelmem” dedim.

O da “Peki, unutma, 179 günün var, bir kere girince. 180 gün olunca, oradan çıkamazsın.Bundan sonra sağlık problemini kabul edecekler fakat askerde kalmaya devam edeceksin.”

Böylece girdim ve askerde kaldım. 180 günü geçirdim, sonra Güney Carolina’da Fort Jackson’a gittim.

CS - Fort Jackson’a gittiğimde, bu benim ileri kişisel eğitimim içindi.Daktilocu olacaktım. Rüyalarımdaki iş değildi, çünkü ben helikopter pilotu olmak istiyordum, fakat bu sağlık problemim nedeniyle imkansızdı.

Oraya gittim ve ilk gün sınıftaydım, ikinci günün ilk parçası da öyle. Ama bir sonraki gün, sınıfa bile gidemeden, gelip beni genel merkez binasını gezip temizlemek için aldılar. Özellikle de istihbarat bölümünün olduğu kısmı.

Oraya gittiğimde yine ziyaret eden biri vardı, sözde Washington DC bölgesinden. Ve benimle sohbet etmeye çalıştı.

Yani benim annem aptal yetiştirmedi. Hiçkimseye UFO’lar ile ilgilendiğimi söyleyecek değildim. Bana dedi ki “UFO’lar hakkında ne düşünüyorsun?”

Ben de “ Bilmiyorum, bu konuyu pek düşünmem.” dedim.

O da, ”Hadi ama herkes UFO’lar hakkında düşünür.” Dedi. “Onların varlığına inanıyor musun inanmıyor musun?”

Şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Gerçekten bilmiyorum. Çok düşünmedim”

O “Düşündüğünü düşünüyorum.” dedi. “Ben şahsen onlara inanıyorum” dedi. “Gel sana birşey göstermek istiyorum.” dedi.

Ve ben de ondaki bazı doküman ve kayıtlara baktım. Onlara bakarken “Bunlar benim görmem için değil” diye düşünüyordum. Çünkü benim bunları görmem için güvenlik iznim olduğuna inanmadım. Çok gizli ne demek biliyordum. Ve bu kayıtlara bakarken ABD’nin federal casusluk kanunlarına aykırı davrandığımı biliyordum.

Çok Gizli yazısının altındaki yazıların ne demek olduğunu bilmiyordum. Şimdi bunun Hassas Bölgelenmiş Bilgi Programı ya da Özel Erişim Programları altında tanımlanmış belgeleri gösterdiğini biliyorum. O zaman bilmiyordum.

Sonra ona dedim ki: “Ben bunlara bakmamalıyım diye düşünüyorum. Benim güvenlik iznim yok.”

O da bana “Oğlum, sana göstermemem söylenen hiçbir şey göstermiyorum.”

Şimdi biliyorum ki bir şekilde ben daha çok küçükken, benim “ziyaretçilerimiz” demeyi tercih ettiğim bu varlıklarla iletişimde olduğumu biliyorlardı. Ve bu sadece bir tür içindi, ben bu tür ile diğer türlerin iletişimde olduğunu biliyordum.

Fakat bu varlıklardan sadece biri beni hayat boyu izledi. Fakat her zaman başka varlıklarla iletişim oldu.

Ordunun benim kabulüme izin vermesinin sebebi hissediyorum ki-Bu benim girmeme izin vermeleri değildi. Sivil sektörden orduya aslında girmek istemeyen, “ziyaretçilerimiz” ile karşılıklı iletişim halinde olan insanlardan seçmeleri gerekiyordu.

Beni kullanma nedenleri, UFO’lar ile idi. Buna arayüz olma diyorlardı. Ve bu “ziyaretçilerimiz” ile iletişim kurmak içindi, yaralanmışlarsa ya da iyi iseler, onların kendi türleri gelip onları alana kadar tutuyorduk.

Fakat durum şu ki onlar herhangi biri ile konuşmuyorlardı. Onlar özel olarak seçilmiş insanlar ile konuşuyorlardı.

Ve daha önce dediğim gibi, bunu öğrenmiyorsun. Bu sana öğretebilecekleri birşey değil. Siviller arasından bu insanları bulup, onları orduya gelmeleri için ikna etmeleri gerekiyordu.

Ve birçok zaman bunu senin görev için vatanseverlik duygunu kullanarak yapıyorlardı, ve bazen sadece para için. Ve bunun para için yapıldığı durumlarda, pekçok durumda gördüm ki, aile sorunları nedeniyle oluyordu, başka türlü insanlar bu işlere karışmak istemiyordu.

Ve bu insanları bulmak zor.

Bunu bilmemin sebebi, ordudan ayrıldığımda, orduda bu işi yapan ben dahil 7 kişinin olmasıydı.

İleri kişisel eğitimimden sonra orduya girdiğimde, ilk görev noktama gittim. Oraya gittiğimde çok endişeliydim. Çünkü kayıtlarda dakikada 72 kelime yazdığım söyleniyor olsa da, sadece birkaç parmağımı kullanarak, dakikada ancak en çok 4 ya da 5 sözcük yazıyordum.

Sonra, ilk görev yerime gittiğimde ki burası Virginia’da Fort Lee’de, 96 Sivil İşler Grubunda 36 Sivil İşler Bölüğü idi. Başçavuşuma gidip dokümanlarımı verdim. Ve ona dedim ki “Başçavuşum, sanırım bilmeniz gerekiyor, ben daktilo kullanamıyorum”

Bana baktı ve dedi ki “Ama okuyabiliyorsun değil mi?”

Ben de “Evet efendim” ya da “Evet başçavuşum, okuyabiliyorum, orada problem yok.” dedim.

Ve dokümanlarımı bölük komutanına götürdü. Sonra bölük komutanı geldi ve dedi ki “Söyle bana oğlum, renk körü olabilir misin?”

Ben de “Hayır efendim” dedim.

Ve “Sadece kontrol etmek istedim” dedi. “Hangi renk üniforma giyiyorsun şimdi?” diye sordu ki bu soruyu çok garip buldum.

Ben de “Efendim, bu AG44 yeşil ordu elbisesi” dedim.

“Yani bana bunun yeşil olduğunu mu söylüyorsun?”

“Evet yeşil” dedim

O da, “Bilmek istediğim buydu. Renk körü olmadığını bilmek istedim” dedi ve başka birşey söylemedi.

Birkaç gün içinde başçavuş geldi ve dedi ki “Daktilo kullanamadığın için seni Alabama’da Fort McClellan’a göndereceğiz. Orada astsubay nükleer kimyasal okuluna gideceksin.

CS - Böylece ünitemiz için NBC (Nükleer Biyolojik Kimyasal) subayı olacaksın. Ve bu 3 haftalık bir kurs.

Ben de “Tamam, benim için problem yok” dedim.

Ve o da, “Fakat bununla beraber muhabere teçhizatını kullanacaksın” dedi

Ben de düşündüm ki, “Tamam, iyi. Bu daktilo yazmaktan iyidir çünkü yazamıyorum”

Sonra beni Fort McClellan’a gönderdiler. Oraya gittiğimde bazı şeyler gördük ki bunların NBC (Nükleer Biyolojik Kimyasal) ile ne alakası oladuğunu hiç anlayamadım.

Bize bir film gösterdiler. “Bu resim, uzayda 500 milden daha uzaktan uydu ile çekilmiştir”.


CS - Sonra “Bu ABD uzayda 500 milden daha uzaktan uydu ile çekilmiştir”


CS - Sonra, “Bu NeW York şehri, 500 milden daha uzaktan uzaydan çekilmiştir”.


CS - “Bu Merkez Parkı, uzaydan uydu ile 500 milden daha uzaktan çekilmiştir.”



CS - “Bu adam parka gazeteye bakıyor ve bu uzaydan uydu ile 500 milden daha uzaktan çekilmiştir.”



CS - O zaman yıl 1968 idi. Yok yok sanırım bu 1969 Şubat ayı idi.

Bizim o zaman bu tip bir teknolojimiz olmaması gerekiyordu.. Şimdi biliyorum ki, araştırmalarımla Ulusal Kesif Bürosu (NRO) dokümanlarını gördükten sonra , bunu yapabilen uyduların varlığı taa 1960’ların ortasına ve belki de daha önceye gidiyor.


CS - Fakat o zaman bilmiyordum. Neye hazırlandığım hakkında hiçbir fikri olamayan masum bir çocuktum.

Bir şekilde okulu bitirdim ve bir adamla tanıştım. Onu Jack olarak tanıdım. 5. seviye özel kuvvetti. Ve ABD Ordusu Güvenlik Ajansı için çalışıyordu.



CS - Ve, tabiki, Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) için.


CS - Ve dedi ki… Eve gelmek için hazırlandığımda, biletimin çalındığını farkettim. Ve eve nasıl gideceğimi düşünüyordum. Bölüğüme nasıl döneceğimi düşünüyordum. Çünkü Fort McClellan Alabama’da, Fort Lee Virginia’da.

Ve dedi ki.” Ben oralarda Fort Belvoir’deyim. Yolumun üstü. Hadi sen benimle gel. Benim burada kendi arabam var.”

Böylece beraber gittik. Ve eve giderken birçok şeyden konuştuk-aile, ordu gibi-. Sonra bana UFO gördüğü bir olaydan bahsetti. Ve benim ağzımı aramaya çalıştı.

“Hiç UFO gördün mü?” deyince, ben de “Oh, ne olduğunu anlayamadığım şeyler gördüm.Ama bunu kendime sakladım” dedim.

Ve o da, “Hadi ama, bana söyleyebilirsin, biz arkadaşız.” dedi. O yüzden ona bu konudan biraz daha bahsettim.

Ve beni bölüğüme bıraktı. Ve bir iki hafta sonra, beni aradı ve, “Hey, dinle bak, Washington, DC’ye hiç gitmedin değil mi? Buralarda turistlerin ziyaret etmeyi isteyecekleri bazı diğer güzel yerleri görmedin ve Pentagon’u hiç ziyaret etmedin değil mi?”

“Hayır” dedim.

O da “Neden seni alması için bir araba göndermiyorum ki” dedi.

Şimdi hatırladığım onun 5. Seviye özel güç olduğu. Bu orduda E-5. Yani E-5 çavuş ile aynı. Tek fark emir yetkisi olmadan alanında uzman olman.

Bir personel arabası gönderecekti. Hiç olabilecek şey değil, fakat ben bu konuda düşünmedim. Bu NSA, nerden bileceksin?

Fakat araba geldi, şoförü ile birlikte, ve beni sözde haftasonu için alıyorlar. Ve Virginia’da Fort Belvoir’e gittik. Bunu biliyordum.

CS - Yani söyleceğim o ki, NSA merkezine gittik. Ve onun ofisine.

Oraya vardığımızda Jack orada değildi. Gitmesi gerekmiş. Bir görevi varmış, ama daha sonra gelecek dediler. Ama oradaki başka biri, sözde Jack’ın arkadaşlarından biri, “Hey, hiç problem değil. Seni neden Pentagon’a götürmüyorum? Sanırım Pentagon’u hiç ziyaret etmedin. Seni niye orayı görmen için götürmüyorum ki?” dedi.


CS - Ve bana bir giriş kartı verdi. Ve dedi ki “Bunu her zaman üzerinde tut.”

Ve üzerinde bir resim vardı. Değişik renklerin olduğu kısımlar vardı. Ayrıca üzerinde nereye gidip gidemeyeceğim yazıyordu.

Ve en altında birşey vardı ve dedi ki “Bu çok önemli çünkü bu sana bütün kapıları açacak. Ama her zaman benim yanımda olmalısın.”

Ve Pentagon’a gittik. Ve gidince içeri girdik, beni gezdirdi bazı ofisleri gösterdi. Ve bana bir yeri gösterirken dedi ki ”Bu 1952’de, 29 Temmuz 1952’de Washington DC’deki UFO’lar ile ilgili basın toplantısının yapıldığı yer.”



CS - Ve dedi, “Haberin vardır tabiki, 68 UFO 18 Ağustos 1952’de görüldü.”

Ben de “Evet. Biliyorum.” dedim.

Sonra, "Ama bence ilginç olanı, tüm bunlar halka açık bilgiler olsa da, 19’unu 20’sine bağlayan gece idi. En ilginci oydu. İnsanların çoğu bu konuda hiçbirşey bilmiyor." dedi ve bu konuda parça parça konuştu.

Sonra bir asansöre geldik. Ve dedi ki, “Peki şimdi sana buranın bodrum katını göstereceğim.” Sonra “İnsanlar burayı görmediler ve tabiki güçlendirmemiz gerek.”, “Bu da binayı nükleer saldırıya hazırlamalıyız anlamında, o yüzden Pentagon’u güçlendirmeliyiz ki nükleer saldırıda insanlar hayatta kalabilsin.” dedi.

Sonra beni aşağıya götürdü. Kaç kat aşağıya bilmiyorum. Sonra asansörden çıktık ve önümüzde küçük gümüş renkli bir araba vardı. Koltuklar olmasa neresi ön tarafı neresi arka anlayamazdın. Koltuklar bir yöne bakıyordu.


CS - Ve küçük bir mermiye benzeyen bu şeyin içine girdik. Girdik ve dedi ki, “Buna tek ray deniyor”. “Ray üzerinde değil.” dedi. Ve sonra bana tübe benzeyen birşey gösterdi ve araç onun üzerinde gidiyordu. Ve elektromanyatik olarak gidiyordu.

Ve içinde ne kadar gittik bilmiyorum, ama bana Pentagon’un büyük bir yer olduğunu söylüyordu. Ve şoförü olmayan bu küçük şeyin içinde endişelenmememi. Nereye gittiğini biliyorsun dedi ve… Eminim onu kullanmanın bir yolu vardı, ama bunu hatırlayamıyorum.

Ben sadece şaşkın ve büyülenmiştim. Çünkü ilk defa bunun gibi birşey görmüştüm.

Sonra bir yere geldik ve yanda bir kapı vardı. Çıktık ve kapıdan içeri girdik ve uzun bir koridor vardı-hiç kapı yoktu sadece uzun koridor. Ve bu sözde Pentagon’un altındaydı.

Ve en az 20 dakika gittiğimizi biliyorum.

Ve koridorda yürüdük, bana diyordu ki “Biliyorsun birçok şey göründüğü gibi değil.”

“Bu uzun bir koridor gibi görünüyor. Sonuna kadar yürüyorsun, orada hiçbirşey yok. Geri dönmen gerekecek. Öteki tarafta kapıyı görebilirsin”

Ve ben “Ne demek istiyorsun?” dedim.

“Pekçok şey göründüğü gibi değil.”. Duvara vurdu ve dedi ki “Katı değil mi?”

Ve ben “Evet” dedim ve “Ne demek istiyorsun?” diyecekken “Gerçekte değil” dedi ve beni itti. Ve ben duvarın öbür tarafına geçtim.

Orada hiçbirşey yoktu, ama ben oradaydım, katı bir duvar gibi gözüküyordu.

Ve ben “Ne yaptığını sanıyorsun?” dedim.Ama kalkıp “Ne yaptığını sanıyorsun?” diyemeden bir odada olduğumu farkettim. Arkama döndüm. Döndüğümde küçük bir masa olan, şu ordu portatif masası dediklerimizden. Ve masada oturan sizin tipik Grey dediğinizden bir varlık.


CS - Ve tekrar-insanlar buna üzülebilir-söylemek zorundayım ki 4.5, 5 foot (140-150 cm) uzunluğundaydı. Orada oturuyordu ve elleri masa üzerindeydi ve bana bakıyordu.

İki tarafında da…ve siyah takım elbise demiyeceğim, koyu renli takım elbise giymiş, kara gözlüklü kişiler vardı. Ve böyle ayakta duruyorlardı [Ayağa kalkar ve gösterir]. Tek kelime söylenmedi.

Ve sonra ben ayağa kalktım ve görmek için döndüm, “Ne halt yapıyorsun?”, söylediğim buydu. Bugün bile hatırlıyorum. “Ne halt?”

Ve bunu gördüğüm için orada durdum, ve hemen kafamın içinde bir elektrik oldu. Dizlerimin üzerine düştüm, ve önce yüzüm önde gittim. Bunu hatırlıyorum. Hatırladığım son şey bu.

Uyandım. Jack’ın ofisine geri dönmüştüm. Bana hiçbirşey olmadığı söyleniyor. Rüya görmüş olmalıyım.Hiçkimse beni biryerlere götürmemiş. Tüm süre boyunca oradaymışız, ve ben yorgun gözüküyormuşum. Ve uyumuş olmalıymışım.

Jack hiç gelmedi. Personel arabasına geri kondum ve bölüğüme geri götürüldüm. Jack’in görevi neyse, zaman alacakmış ve muhtemelen bir haftadan önce gelmezmiş.Jack’i bir daha görmedim.
Sanırım bu olayın olmasının sebebi beni insanların bu realitede inanamadığı çok şeyler olduğunu kabul eden gerekli ruh haline getirmekti. Ve bunda benim de bir rolüm olacaktı, ben istesem de istemesem de.

Yani benim şartlanmam ve zamanla kendi kendimi bunu ülkemin iyiliği için yaptığıma inandırmamda koşullanmamın bir parçasıydı.

Ve şimdi size şunu söyleyeceğim. Bunlar içinde olduğum tüm zaman boyunca, sadece sonuna doğru olan zamana kadar, bunu gerçekten ülkemin iyiliği için yaptığımı hissettim. Ve sona doğru öyle hissetmedim.

STONE’UN İFADESİNİN DOĞRULUĞU:

Tercüman Notu: Burada Wilcock banttan Stone’un anlattığı videoyu durdurur ve Corey Goode ile bunları değerlendirir.


DW - Çok etkileyici şeyler.Bu orjinal bir hikaye. Seni bilmiyorum Corey ama, bu klibi izlediğimde, bana kimse bu adamın bunları uydurduğunu söyleyemez.

CG - Hayır

DW - Yani gerçekten.

CG - Sadece özgünlüğü görüyorsun.

DW - Bunu biliyor musun bilmiyorum Corey, ama Çavuş Stone’un oğlu ortaya çıkıp bunları anlattığı için öldü.

CG - Evet duydum.

DW - Bu adamın bu hikayeden hiçbir menfaati olmadı. 2001 yılında İfşaat Projesinde ortaya çıktı. O zamandan beri neredeyse hiç çıkmıyordu. Ortaya çıkıp kendisini ünlü yapmaya çalışmıyor. Bu hikayeleri anlattığı için egosu da tatmin oluyor bir hali yok. Ve bunlar ortaya çıktığı 20 civarı yıldan beri de hiç değişmedi.

CG - Ben merkezci bir insana benzemiyor.

DW - Hayır, kesinlikle benzemiyor. Bu röportajın başında açıkça görüyorsun, 1968 Vietnam Savaşının yoğun devam ettiği yıllar.Kişisel onurunu ve ülkesine hizmet için, gitmek istemeyen insanların yerine gitmek istediğini görmek benim için gerçekten kayda değer. Bu insanların hayatları için sorumlu hissetmesi.

CG - Evet

SEZGİSEL EMPATİ YETENEKLERİ:

DW - Bu yeteneğin onu sezgisel iletişimi yapabilecek yeterli empatik özelliğe sahip yaptığını düşünüyor musun?

CG - Bu yumurta tavuk tarzı bir soru.Biliyorsun, doğa ya da yetiştirme. Bu tarz kişilikler yoğun şekilde aranıyor. Çok fazla değerliler. O burada söylemedi ama onlar ona sezgisel empatik diyorlardır.Ve sezgisel empatiklerin bu yeteneği, ordunun binlerce yıl önce kelimeleri ve dilleri bırakmış varlıklarla köprü olma ya da iletişim kurmasına yarıyor.Ve bilirsin, bunlar orada oturup bir deftere sorular karalamazlar.

DW - Evet. Burada Çavuş Clifford Stone’dan aldığımızla senin ifaden arasındaki ortak yönleri görmek de çok etkileyici diye düşünüyorum.Tek başına önemli bir gerçek dünya dışı varlıkların konuşmak isteyebilecekleri birini bulmak o kadar ender bir durum ki.

CG - Evet.

STONE’UN ASKERE ALINMASI AMAÇLARIYDI:


DW - Ayrıca onun orduya girmesini engelleyen bir sağlık problemi olduğundan bahsetti. Bu problemin ne olduğundan hiç bahsetmediğini netleştirmek isterim. Bu kişisel özel bir sorun. Ama görünüyor ki onlar zaten onu alacaklardı. Buna katılıyor musun? O askere alınmak üzere oradaydı zaten?

CG - Evet. Ordu Endüstri Kompleksi-onlara ne demek istersen- gelen ziyaretçi araçların hemen hepsini takip ediyorlar. Ve, büyük ihtimalle, o daha küçükken, bu araçlardan biri gelip onu ziyaret ettiğinde, araç gittikten kısa bir süre sonra, ordu tarafından yeniden kaçırılmış ve bu ziyarette ne olduğu ve ilişkileri hakkında sorgulamaya tutulmuş olmalı.Ve bu noktada onların radarına girmiştir. Seni tekrar gelip kaçırmasalar bile, ziyaret edilmiş olanların kimler olduğunu biliyorlar.

DW - Pekala.Şimdi nasıl aktive edildiğini konuşalım, onu şu garip işe atamışlar. Fakat Washington,DC’de. Ve ikinci günü , resmi olarak sözde sadece Özel Kuvvet 5 olan biri geliyor ve UFO’lar hakkında onunla laflamak istiyor. Bu tamamen planlanmış gibi gözüküyor. Onun oraya gitmesinin sen de planlı olduğunu düşünüyor musun?

CG - Evet.

DW - Onu oraya bu adam ona yaklaşsın diye mi gönderdiler?

CG - Evet. Kesinlikle böyle oldu. Onlar-ve orduda kimse öyle gelişigüzel birine gidip de “UFO’lar hakkında ne düşünüyorsun?” demez.

DW - Doğru.

CG - Pilotlarda olduğu gibi. Mesela Amerikan Hava Yolları. Pilotları pilot arkadaşları ile UFO’lar hakkında konuşurken görmezsiniz. Bu bir tabudur.

DW - Potansiyel işe alınacak birine gidip, elinde yüksek gizlilikte dökümanlarla, paniğe kapılmamasını, çok fazla istedikleri birine bu dokümanları görmeye yetkili olduğunu söylemeleri olağan mıdır?

CG - Evet. Ve olması gereken tek şey, yüksek rütbeli birinin o insanın özel erişim programından dokümanları görmesi için izin vermesine bakar.

DW - Doğru. Yani sen, istenen kişilerin buradakine benzer bir şekilde içeriye çekilmesine aşina mısın?Öncelikle bu çok garip. Sadece özel kuvvet 5 derecesinde birinin direk Pentagon’a gidebilmesi. Ve tüm bu özel giriş kartı verilmesi ve direk gidebilmesi.

CG - Evet. Refakat edilmesi gerekiyordu.

DW - Doğru

CG - Evet

YERALTI TRANSİT SİSTEMİ:

DW - Kim bilir ne kadar uzun süren bu asansör yolculuğundan sonra ulaştıkları bu küçük, iki tarafı aynı, yumurta şeklindeki araç ile ilgili ne hissediyorsun?

CG - Bu bir tren-yeraltı transit sistemi

DW - Onun tarifi senin duyduğun ve gördüklerinle uyumlu mu?

CG - Evet. Ve bu daha küçük bir tramvay gibi, tesis içinde değişik yerlere götüren.

HOLOGRAM TEKNOLOJİSİ:

DW - Yani bu araca biner ve bu çok şeye benziyor <İngiliz aksanı ile> Harry Potter’daki “9 ¾ Platformuna”. Acaba orada buranın bir duvara benzediğini gösteren bir çeşit hologram teknolojisi mi var? Oradaki sence neydi?

CG - Evet. Hologram teknolojisi kullanılıyor. Ve alanlarda hologramlar sert ışık dedikleri gerçekte…

DW - Oh.

CG - Yani ona vurabilirsiniz. Dokunabilirsiniz. Ya da elektiriki olması için programlanabilir

DW - Yani tam olarak senin tecrübe ettiğin şeylere göre anlattığı hikaye gerçek.

CG - Söylediği hiçbirşey beni şaşırtmadı.

GREY İLE KARŞILAŞMA:

DW - Sonra görünüşte katı olan bu duvardan geçer , ve 4.5-5 foot uzunluğunda bir Greyin önüne getirilir. Ve dikkatinizi çekmiştir, orada seyredenlerin Greylerin daha çok 3 foot uzunlukta olduğunu sandıklarını düşündüğünden bir çekince var.

CG - Evet.UFO toplumunda Grey dedikleri çok fazla değişik tipte varlık var. Bunların çok değişik görünüşte olanları var. Tamamen farklı yerlerden geliyorlar. Akraba değiller ama benzer görünüyorlar.

DW - Sonra arkasında yan yana iki adamın durduğu Grey’in önüne gittiğini ve zihninde onu ileri iten ve yere düşüren bir elektrik çarpması olduğunu söyledi. Bunun Greylerin telepatik olarak yapabildikleri bir şey olduğunu düşünüyor musun?

CG - Bu saldırgan bir arayüze geçme denemesine benziyor. Biliyorsun, orada arayüz olmaya hazır olarak, açık oturmuyordu. Bu varlıkların bazıları, onlar psişik olarak çok çok fazla güçlü. Ve sadece ulaşıp aklını kavrayabilirler.

NRO TEKNOLOJİSİ:

DW - Pekala, çok ilginç olduğunu düşündüğüm bir baka şey şu. Dünyadan 500 mil uzakta olduğu söylenen bir uydu var, ve bu uydunun fokusu Dünyadan ABD’ye, sonra sanırım Long Island’a, sonra parkta bankta oturan birine, sonra gazetenin manşetine gittiğini söyleyen ifadeler var. 1960’li yıllarda bunun gibi belki NRO teknolojilerinin olduğunu biliyor musun?

CG - Oh, evet.Buna çok uzun zamandır sahipler. Ve gizli uzay programı objelerinin uzaklığı Dünyadan 400 milden daha uzakta.

DW - Doğru, yani geosenkton uydu değiller.

CG - Hayır, başka alanlara gitmeleri için görev verilebilir.

DW - Doğru mu?

CG - Evet

DAVID WILCOCK GİRİŞ:


DW - Pekala. Şimdi yapacağımız, şimdi sizi gördüğünüz Clifford Stone’la alakalı bir sonraki gerçekten çok büyüleyici klibe götüreceğiz. Ve bu Indiantown Gap’te UFO görebildiği ilk örnek. Bu çok ilginç birşey. O yüzden buyrun seyredin.

INDIANTOWN GAP UFO’SU:

CS - Bir sonraki UFO ile ilgili birşey, Indiantown Gap’te iken biz, ve bir arazi eğitiminde ikendi. Buna FTX derler.


CS - Yani biz Indiantown Gap’e gittik. Yerleştik.Benim bir Deuce and a Half kamyonum vardı, onu kullanıyordum.


CS - Deuce and a Half’in arkasında telefon santralım vardı.Ve çeşitli noktalara bağladığım arazi telefonlarım vardı. Santralı ben kullanıyordum.



CS - Ve iki tane prick-25’im vardı. Bunlar arazi telsizi, sırtçantası telsizi.

Bir tanesi tabur içindi gerçekte. Ve diğeri bölük.

İletişim trafiği varmış gibi yapmalıydınız, sanki gerçek bir durum varmış gibi.

Fakat gece yarısından az sonra Indiantown Gap koruma alanında bir uçağın düştüğüne dair bir telefon geldi. Ama onların istasyonda müdehale ekibi vardı, ancak yedek bir müdehale ekibinin oraya gitmesine ihtiyaçları vardı.

Arazi telefonlarımı devreden çıkardım, çünkü onların hepsini toplamaya zaman yoktu. Ve oraya başkasını gönderebilirlerdi. Ama ben harekete geçtim.

Hatırladığım kadarıyla üç jip ve 4 Deuce and Half (2 ½ tonluk kamyon) vardı. Hatırlayabildiğim bu.

Oraya yola çıktık ve yaklaşırken, tamamen karanlıktaydık. Hiç ışık yoktu. Sonra bölgenin aydınlatıldığını gördük; şu büyük güçlü herşeyi aydınlatan spotlar toprağın biraz yükseldiği bir alanı aydınlatıyordu.


CS - Ve orada tepeye benzeyen bir şekilde hava aracı 30-40 derece açı ile yere saplanmıştı. Onun kuyruğunu görebiliyorduk.

Yaklaştıkça “Bu da neyin nesi böyle?” diye merak ediyordum. Ama bize çoktan bunun deneme yapılan yeni bir hava aracı olduğunu söylemişlerdi.

Ve yaklaştıkça, artık düşünmüyordum.”Deneme yapılan bir hava aracı olabilir” diyordum. Ve çok düşünmüyordum. Sonra düşünüyordum “Tamam, iyi, bu geri sürüklenmiş delta kanatlı hava aracı gibi birşey olabilir”


CS - Ama oraya gelince, çıkar çıkmaz, Albay dediğim adam ki bu benim onunla gerçek ilk konuşmam olabilir.

Bana dedi ki “Oğlum, Geiger aracın var mı?” ve ben de, “Bende APD 27 var” dedim.

O da”O da olur. Araçtan bir okuma alınmasını istiyorum.” dedi.

Ben de “Bu araçta radyoaktif madde olduğunu mu düşünüyorsunuz?” diye sordum.

O da “Olabileceğine dair sebebimiz var.” dedi.

O zaman ben de “Tamam”. O zaman bende APD 27 var, ordu Geiger Sayacı” dedim.

O da bana “Araca doğru yürümeni istiyorum.Tepeye, gömüldüğü yere git, aracın mümkün olduğunca merkezine yakın yerden okumaya çalış”. Ve ben de “Tamam” dedim.

O da “Ama bir iki foot gittikçe okuduğun değeri bağırarak söyle” dedi.

Ben de yakınlaştıkça bunu yaptım. Arkadaki radyasyondan biraz daha yüksekti, ama çok değildi. Sonra tepeye çıktım. Çıkınca aşağıya baktım.

Aşağıya baktığımda, şey vardı…Bir kubbe vardı. Ve böbrek şeklinde bir kapak, daha doğrusu, tam kubbenin ters tarafında ama yan tarafa doğru açılan. Ve yarısı dışarıda bir küçük varlık. Yine, tipik bir Grey.

Ve onun 3-foot mu, 4 mü, yoksa 5 mi olduğunu bilemiyorum, ama (duygusallaşır) yarısı içeride yarısı dışarıda idi ve ölmüş olduğunu söyleyebilirdim.

Ve konuşmaya çalıştım (duygusal).”Afedersiniz. Buraya bir subay gelmesine ihtiyaç var”

O da, “Sadece ne gördüğünü şöyle oğlum” dedi.

Ben de onlara yine “Biliyor musunuz? Anlamıyorsunuz!Buraya bir subayın gelmesine ihtiyacım var!”

O da “ Sadece ne gördüğünü şöyle” dedi.

Ben de (duygusal), “İyi, benim gördüğüm…bu dünyadan değil, ve siz bunu biliyorsunuz.”. Dedim ki “Neden yalan söylüyoruz? Neden insanlara bu tür şeyler olmuyor diyoruz?”

Sonra “Şimdi ne yapmamı istiyorsunuz? Buraya bir subayın gelmesine ihtiyacım var”

O da “Tamam oğlum.Geri gel.”

Ve ben geriye döndüm ve aşağıya yürüdüm. Ve ben geriye yürürken, Albay dediğim adamın yüzüne bakıp, dedim ki “Burada ne işiniz var?” dedim. “Biliyorsunuz orada yaralı başkaları olabilir.”

Ve o da :Biz bununla ilgileneceğiz. Sen kamyonuna bin ve santralinin başına geç.” dedi.

Hiçbir telefon bağlı değildi. Kamyona geçtim ve kış olduğunu hatırlıyorum, çünkü arazi ceketimi giyiyordum. Soğuktu, ve orada ısıtıcı olarak sadece Coleman fener vardı. Ama oraya geçtim.

Bir sonraki gün, gün ışıyınca, dışarı baktım ve aracı kaldırdıklarını gördüm. Ve tepe şeklinde bir araçtı.

Onu 18 tekerlekli bir “lowboy” dediğimiz bir tırın arkasına koydular. O düz yataklı bir tırdı.


CS - Onu branda ile kapladık, ve yükledik. Nereye gittiği hakkında hiçbir fikrim yok. Sonra geri döndük.

Bize bunun denemesi yapılan insansız uçak olduğu söylendi. O zaman dronları bilmiyorduk. Ve hepsi buydu, ama durum, tüm konu gizli idi.Hiç kimse bu konuda konuşmayacaktı.

Herkes “ziyaretçilerimiz” ile etkileşimde ne yapması konusunda eğitimli değil ya da bu konuda bilgisi yok. Ve söylediğim gibi, ordunun siviller arasından bu ziyaretçilerle arayüz olacak kişileri bulması gerekiyor.

Sanırım ben orada onların sahip olduğu bu arayüz olabilecek tek kişiydim.Ve o yüzden bizi çağırdılar, çünkü tek bir kişiye ihtiyaçları vardı, o da bendim.

Ve gördüğünüz gibi, birşeyler hissedersiniz. Ve ben yaklaştığımda, birşeyler hissediyordum. Bu.. sanırım…sanırım bu yüzden duygusallaşıyorum.

Bu sadece aşağıya bakıp da küçük ölü bir kişi görmek ile ilgili değil. Hissediyorsun…Acıyı hissediyorsun. Kaybı hissediyorsun. Korkuyu hissediyorsun. Ama bu kendin kişisel olarak hissettiğin korku gibi değil.

Bu 1000 tane göremediğin resmin aklında oynaması gibi. Ama duygular o resimlere yüklenmiş, hepsi orada.

Tercümandan Not: Wilcock videoyu durdurur ve Corey ile degerlendirmeye başlar.

GÖZLERDEN UZAK ALANLARIN KULLANILMASI:


DW - Pekala. Yani, çok etkileyici şeyler. Şimdi, Corey, Indiantown Gap-Eğer bir doğal koruma alanı ise, bazı oldukça açık araziler olduğunu farzedebiliriz, bazı boş alanlar, böyle şeylerin olabileceği. Yani gizlice gidip pekçok insan farketmeden çıkabilirler.

CG - Bazı kızılderili koruma alanları kullanılıyor. Onların bazı gizli tesisleri var çeşitli kızılderili koruma…

DW - Oh, yani orada insan-dünya dışı varlıkların ortak üssü ya da dünya dışı varlık üssü olması ihtimal dahilinde yani? Ve belki de girmek üzere oldukları yere yakınlardı düştüklerinde?

CG - Bu konuda pekçok kez bilgilendirildim…

DW - Oh, gerçekten?

CG - ... Kızılderili doğal koruma alanlarında gözlerden uzak yerlerde tesisleri olduğu konusunda.

GİZLİ PERSONEL OLARAK STONE’UN YETENEKLERİNİ TEST ETME:

DW - İlginç.Burada Stone’a bazı şüpheciler bunun için saldırabilir ya da takviyenin getirilmesinin tek nedeninin kendisi olduğunu söylemesinin onun bir egosu olduğunu düşünebilir.Çünkü orada zaten durumun başında insanlar vardı, sonra bu takviye getirildi. Bunun sadece onun için olduğunun doğru olabileceğini düşünüyor musun?

CG - Onların takviye kuvvet istemesini mi?

DW - Mm-hm.

CG - O kısım sadece onu getirmek için

DW - O zaman neden bir çocuğu oraya tek başına bir Geiger sayacı ile gönderiyorlar, görünüşte radyasyon değerlerini okuması için, ama o yukarı çıkar ve ölü bir dünya dışı varlığın bedenini görür? Bunun amacı ne?

CG - Onu takviye olarak çağırmadan çok önce radyasyonu okumuşlardır. Radyasyon değerlerini onlar çoktan biliyorlardır. Bunun radyasyonla bir ilgisi yok. Bunun şununla alakası var—bu bir bakıma kontrollü bir testti, onu oraya gönderip, reaksiyonunu görmek için ve orada hala hayatta olabilecek yaşam formlarını farkedebilecek mi diye.

DW - Yani “Bir subaya ihtiyacım var.Bir subaya ihtiyacım var.” deyip durduğunda, ona sadece ne gördüğünü bağırarak söylemesini istiyorlar? Stres seviyesini mi ölçüyorlar? Bu durumda ne kadar stresi kaldırabilir, onu mu ölçüyorlar? Baskıya dayanabilecek diye mi kontrol ediyorlar?

CG - Evet. Ne kadar stresli olduğunu değerlendiriyorlar. Her şeyi izliyorlar, vücudunu, onun hakkında herşeyi. Arayüz olabilen herkes bu işi yapamaz. Bazı insanlarda bunu yapabilecek güç yoktur. Bu reaksiyonunu görmek için büyük bir testti, ve bu olaydan sonra nasıl olduğunu görmek için.Onu çok yakından takip ettiler. Ve sınavı geçti ise “Tamam şimdi bu kullanılabilir personel” demişlerdir.

DW - O zaman o dedi ki, çok duygusallaştı ve dedi ki “Neden insanlara bunu söylemiyoruz? Bunlar gerçek ise, neden bilmiyoruz?”

CG - Bu çok olağan bir tepki.

DW - Takip eden günlerde bu konuyu ihbar etmeye çalıştığını kontrol etmişler midir sence?

CG - Oh, evet. O, kesin.

DW - ...ya da birine bundan bahsettiğini?

CG - Oh, evet.

DW - Yani ayrıca onun sessizliğini ölçüyorlar?

CG - Evet. Onu çok yakından izliyorlardı ve yaptığı her şeyi, her söylediğini, etrafındaki insanlarla neler olduğunu, bu araçla ve ona gösterdikleri bu varlıkla ilgili olarak olan herşeyi değerlendiriyorlardır.

ARAYÜZ (TELEPATİ) TECRÜBESİ:


DW - Bir sürü resmin ileri sardığına benzer birşey de tarif ediyor. Ayrıca 1000 farklı her birinde acı gibi şiddetli duygular olan düşünce formundan bahsetti.Ve anlatmasından çok hızlı olduğu anlaşılıyor.

CG - Evet

DW - ... çok şiddetli, neredeyse karşı konulamaz tecrübe.

CG - Evet. Ve büyük ihtimalle o ölen varlık—Biri ya da bir varlık öldüğünde, arkada yine enerji kalır. Ve o bunu hissediyor olabilir. Bu varlığın çarparken ve sonrasında ölürken hissettiği herşeyi, bu alanda arta kalan enerjiyi. Ve o bu enerji alanına yürüdü.

DW - Sen böyle 1000 sayfa duygular olan resimli çizgi film gibi birşey tecrübe ettin mi, Stone’nun tarif ettiğine benzer?

CG - Oh, tabi. Evet.Arayüz iseniz, karşılıklı kelimelerle konuşmuyorsunuz. Koku, tat, resim alıyorsunuz. Yani, bunları bir şekilde birleştirmeniz gerekiyor, bunları kelimelere benzer iletişime dökebilmek için, arayüz olarak yardım ettiğiniz insanlar bunun için size güveniyor.

DW - Mm. Peki, bu Stone’un ifadesinin seninkiyle uyuşmasının sadece ilk örneği. Açıkça ortada ki, gördüğümüz ortada büyük bir geçiş dönemi var. Tekrar hatırlatıyorum, Çavuş Clifford Stone’un İfşaat Projesinin en etkileyici tanıklarından biri olduğuna inanıyorum, çünkü insanlar her zaman “Oh, hadi ama. Hükümet bu UFOları toplamıyor” diyor. Fakat açıkça ayağı yerde, bu işi orduda profesyonel olarak yapmış birinin ifadesini görüyorsunuz. Bir sonraki Kozmik İfşaat’ta sizin bizimle beraber keşfedebileceğiniz bu içeriğin fazlasını göreceksiniz. Bir sonraki sefer görüşeceğiz. Seyrettiğiniz için teşekkürler.


No comments:

Post a Comment