18 June, 2016

Dünya Tarihi



Bu yazı, www.thegreaterpicture.com web sitesinden izin alınarak tercüme edilmiştir. Kendilerine teşekkür ederiz.

Evrenimiz yaklaşık 50 trilyon yaşındadır ve Yaratıcının bir fikrini uygulaması sonucu oluşmuştur. Dünya’nın yaşı 600 milyardan fazladır. Bu zamanın büyük bir kısmında, yaklaşık 70 milyar yıl öncesine kadar, gaz evresinde kalmıştır. Bu noktada Dünya yavaşça şeklini almıştır. Bizler gezegenimize “Dünya” diyoruz, fakat evrende daha çok “Terra” ya da “Gaia” isimleriyle bilinir. Çok uzun bir zaman önce “Shan” ismi daha iyi biliniyordu. Gezegenimize ilk inen uzaylılar bir milyardan daha fazla yıl önce reptile (sürüngen cinsi) bir gruptu ve o zamandan beri çok fazla gelen ve giden oldu.

Şu anki Dünya halkı burada yaşayan üçüncü medeniyettir. İlk yaşayan medeniyete Hyperborea ya da Hybornea denir. Bu medeniyet hakkında pek fazla bilgi yoktur, ancak kanallama yapan ve temas kurulan Sheldan Nidle’ın “İlk Temasınız” kitabına inanacak olursak, bu toplum reptile benzeri, dinozor ve balina benzeri zeki varlıklardan oluşan gruplardı. Balinalar o zaman şu an olduğundan çok daha farklı varlıklardı, çünkü karada yaşıyorlar ve “tamamen tüyle kaplı, uzun hortumu ve kulakları olan ve 1.50- 1.65 m yükseklikte” varlıklardı. Bu üç grup, Orion takımyıldızından kötü niyetli ziyaretçiler gelip onların huzurunu bozana kadar birlikte barış içerisinde milyonlarca yıl yaşadı. Bu durum 8 milyon yıl önce olan bir nükleer savaşla sonuçlandı.

Atlantis ve Lemuria (ya da Mu)‘dan oluşan ikinci medeniyet konusunda çok daha fazlasını biliyoruz. Bunun hakkında sayısız kitap yazılmıştır ve çok fazla insan geçmiş hayatlarından bu zaman periyodu hakkında çok şey hatırlamaktadır. Bunlar teknolojik ve ruhsal olarak gelişmiş medeniyetlerdi, bizim medeniyetimizden çok daha gelişmiş durumdaydılar. Lemuria Pasifik Okyanusunda bir grup ada üzerinde uzaylı varlıklarca kurulmuştu. Atlantis ise Atlantik Okyanusunda daha sonra öne çıkmıştı. Her iki medeniyetin de uzaylı milletlerle bağlantısı vardı ve yüzbinlerce yıl birbirleri ile barış içinde yaşamışlardı.



Kaba taslak olarak Atlantis ve Mu (Lemuria)’nın nerede olduğunu gösteren eski bir harita

26.000 yıllık dönem sona erdiğinde, Atlantis ve Lemuria arasında çatışma çıktı ve Lemuria, Atlantis tarafından yıkıldı. Atlantis de, 11.500 yıllık dönem sonunda, lazer oluşturma gibi teknolojik gelişmelerde çok dikkatsiz oldukları için kendi kendilerini yok ettiler. Eşi görülmemiş doğal felaketlerle, Dünya’nın kabuğunda çatlaklar ve Dünya eksenindeki bir kayma ile bu Dünya imparatorluğu sulara gömüldü. Pek çok Lemuria ve Atlantisli, bu çalkantılı dönemde yeraltına kaçtı ve onların torunları bugün hala orada yaşamaktadır.



Bu sanat eseri önceleri Guatemala’nın Tikal ismindeki eski Maya şehrindeydi. Muhtemelen Atlantis’in batısını gösteriyordu. Bu eser diğerlerine uyum göstermediği için Alman bir arkeolog onu Almanya’ya götürdü ve eser “kaza ile” ikinci Dünya Savaşı esnasında yok oldu.


Genişleyen Dünya


Diğer gezegen ve uyduların çoğunluğunda olduğu gibi, Dünya’nın da içi boştur. Dünya’nın kabuğu yaklaşık 700 mil genişliğindedir ve yerçekimi kabuktadır. Dışarıdan içeriye giden birkaç geçit vardır. İki kutupta da kabukta geniş delikler vardır. Kabuk İsviçre peyniri gibidir. Her yerde olmasa da birçok yerde magma bulabilirsiniz. Yüzlerce metre uzunluğunda mağaralar ve çukurlar vardır. Gezegenimizin içinde ve 120 kadar yeraltı şehrinde, bizimkinden çok daha gelişmiş olan, Agartha denilen medeniyet vardır. Magmanın olmadığı bölgeler, bu uydu şehirlerini iç bölge ile birbirine bağlar. Şehirlerin çoğunun tamamen dışarıya bağımsız işleyen ekolojik sistemleri vardır.

Dünya katı hale geçtiği anda şu andakinden çok daha küçüktü. Merkezkaç kuvvetinin etkisinde -Ekvatorumuz saatte 1000 milden daha büyük bir hızla döner- Dünyamız yıllar boyunca önemli ölçüde genişlemiştir. Hala her yıl bir-iki inç genişlemeye devam eder. 200 milyon yıl önce şu anki büyüklüğünün (uzunluk olarak) dörtte biri kadardı ve yer çekimi çok daha azdı. İşte bu yüzden dinozorlar bazen 80 ton ağırlığa ulaşan devasa canavarlar olana kadar büyüdüler. Şu anki yerçekimi kuvveti ile şüphesiz kırık kemikler, kalp yetmezliği gibi fiziksel rahatsızlıkları olurdu.

Dünyanın katı hale dönüştüğü bu ilk yıllarda tüm kıtalar birleşikti ve tüm Dünyayı kapsıyordu. Şu an kara olan geniş alanlar derin olmayan denizlerle kaplıydı. Yaşadığımız bu dönemde deniz canlılarının fosillerinin, Amerika’nın iç bölgeleri gibi, en alakasız yerlerde bulunmasının nedeni budur.

Dünya genişlediği için, kıtalar birbirinden ayrıldı ve geniş alanlar kurudu. Kıtaların ayrılması, Pangea modelini takip edenlerin iddia ettiği gibi, gizemli güçlerin rastgele tektonik plakalarla oynaması sonucunda meydana gelmemiştir. Bu bilim adamları, karada bulunan plakaların milyarlarca yıl yaşında iken, okyanus tabanının bazı yerlerde sadece 10 milyon yaşında olması gerçeğiyle hala şaşkındır. Bunu açıklaması şudur, Dünya’nın genişlemesi gezegen boyunca kabaca dikine olan, okyanus tabanındaki fay hatlarında olur.


Buz Devirleri


Bugün hala yaygın olan başka bir kanı Buz Devirlerinin mevcut olması, Dünya’nın soğuduğu varsayılan binlerce yıllık periyodlardadır. Yapılan açıklama “Dünya’nın yörüngesinin geçici olarak Güneşten uzaklaşmasıdır.” Fakat bu yerçekimi bağlantısını anlayamadığımızın göstergesidir. Güneş’in radyasyonunun Dünya’yı yerinde tutan hem itici hem de çekici etkisi vardır. Ayrıca, bu fikri destekleyecek hiçbir kanıt bulunamamıştır.

Açıkça görülüyor ki geçmişte sıcaklık dalgalanmaları olmuştur. Fakat geçici olarak güneş ışığını dağıtan ve Dünyanın soğumasına neden olan meteor çarpması ve yanardağ patlamaları gibi felaketlerden ayrı olarak, her yerde aynı anda sıcaklık hiçbir zaman düşmemiştir. Bazı noktalar bugünden daha soğukken, bazıları daha sıcak olmuştur.

Son Eksen Kayması


Dünyamızın ekseninin büyük değişiklik gördüğü son değişim Atlantis’in liderlerinin ölümcül fiziksel denemeleri nedeniyle olmuştur. Bu felaket Kuzey kutbunun Kuzey İskandinavyadan Doğu Sibiryaya kaymasına neden olmuştur. Bu nedenle Avrupa o zamana kadar buz ile kaplı iken, birden mutedil iklime geçmiş ve buz kütlesi erimiştir.

Bunun oluş hızı o kadar büyüktü ki, Kuzey Asya ve Kuzey Amerika’da bu olay bir anda meydana gelmişti. Sıcaklıklar bir anda öyle derecelerde düştü ki mamutlar oldukları yerde dondu. Hala günümüzde; binlerce mamutun, yünlü gergedanın ve diğer hayvanların buzda donmuş şekilde yattığı “ölüm bölgeleri” ile karşılaşmaktayız. Araştırmacılar hala bu hayvanların midelerinde sindirilmemiş bitki parçalarını açıklayamamaktadırlar. Çünkü bu bitkiler normalde sadece mutedil iklimlerde yetişmektedir.


Kuzey Asya ve Kuzey Amerikadaki buzlu bölgelerde ani gelen ölümle şaşkın, hala ayakta donmuş mamut sürüleri bulunmaktadır.

Seller


Dünyanın eksenindeki kaymalar nedeniyle oluşan su hareketleri “tsunami” sözcüğüne yepyeni bir anlam yükler. Okyanuslar yer değiştirir ve karaya sürüklenir. İşte bu yüzden deniz yaşamının bir kısmını, deniz kabuklarını, balina kemiklerini tüm Amerika kıtasında görebiliriz. Bazen bunları dağlarda bile görürüz.

Eski Güney Kutbundaki büyük buz parçası ayrılıp bir kısmı sürüklenerek Antarktika Kıtasına gelmiştir. Antarktika eskiden şimdi Avusturalyanın olduğu yerdeydi, bu yüzden çok daha sıcak bir iklimi vardı. Buzun aniden gelişiyle buradaki medeniyetler yokoldu. Eski haritalar, Piri Reis Haritası mesela, Antarktikanın deniz kıyılarını buz gelmeden önceki şekilde göstermektedir.

Bu olay Dünya çapında su seviyelerinde büyük bir etki yarattı. Güney kutbunda daha fazla kara alan varken, bu kaymadan sonra daha az deniz suyu dondu. Eski kutuptaki buz erimeye başladı. Su seviyesindeki artış deniz kenarında yaşayan insanların başka yerlere taşınmasına neden oldu. Tüm dünyada, Hindistandan Mısıra, kıyı şeridinin metreler açığında gelişmekte olan medeniyetlerin kalıntılarını görmekteyiz. Bu zamana kadar Kuzey Denizi kuru iken, burası da su ile doldu.

Dünyanın eksenindeki bu büyük kayma yaklaşık 11500 yıl önce oldu. Kuzey Kutbu son “buz çağı”nda olduğundan daha fazla deniz oldu, böylece daha fazla su dondu. Fakat, Güney Kutbundaki sıcaklık Kuzey Kutbundakinden onlarca derece (Selsius) daha az olduğundan, buz kütlelerindeki değişiklik birbirini dengelemedi. Dünya çapında su seviyesi yüksek kaldı.

Antarktika buz kütlesinin altında eski bir medeniyetin kalıntıları hala bulunmaktadır.
(“Orion Komplosu” adındaki filmde kullanılan bir resim.)

Ay


Uydumuz Ay yapaydır, içi boş ve metal bir yapıdır. Üzerinde kalıntılar, piramitler ve yeraltı üsleri vardır. Bunlar ağırlıklı olarak Ay’ın karanlık tarafında (Bizim Dünyadan göremediğimiz tarafta) bulunmaktadır. Uzun bir zaman önce Dünya’nın iki doğal uydusu vardı. Birisi Atlantis’in Lemuria’ya saldırısı esnasında imha oldu. Uzaylılar diğer uyduyu daha önce başka bir güneş sisteminde bulunan su anki uydumuzla değiştirdiler.

Ay’a güzel bir özellik katmak için, Güneş’ten 400 kat küçük olan Ay, Dünyadan Güneş’in uzaklığının 400 kat daha yakınına yerleştirildi. Böylece iki göksel varlık da bize aynı büyüklükte gözükmektedir, ve zaman zaman halesi olan Güneş tutulması kadar güzel bir şeyi tecrübe edebiliyoruz.

Ay’ın Dünya etrafında, Dünya’nın da Güneş etrafında döndüğü inancı tam doğru değildir, çünkü Güneş sabit değildir. Uzayda büyük bir hızla hareket eder ve biz de onunla birlikte gideriz. Bu şekilde gezegenler ve uyduları uzayda silindirik bir şekilde hareket ederler.

Ay renkli bir yerdir ve hafif bir atmosferi vardır. Ay’da su ve buz vardır. Çim ve patates gibi başka bazı küçük bitkiler orada yetişir. NASA tarafından yayınlanan Ay resimleri yaşamı gösteren renkleri silmek amacıyla sürekli değiştirilmektedir ki böylece halk Ay’ın tozlu ve hayat olmayan bir yer olduğuna inanmaya devam etsin.

Amerika’nın 1969 Ay’a gidişi de yanlış bilgi ile doludur. Ay’a inme gerçekten olmuş olsa da, resimlerin çoğu, o zamanki devlet başkanı Nixon’ın emirleri doğrultusunda, Hollywood’taki bir stüdyodan gelmiştir. Gerçek Ay inişinde bakmaya gelen o kadar çok UFO vardı ki, bu resimleri genel halka göstermek imkansızdı. Bu dönüşlerinde gizlilik için yemin ettirilen astronotların düş kırıklığı yaşamasına ve mümkün olduğunca kamuoyundan gizlenmelerine neden oldu. 1994’te Neil Armstrong yeni nesil astronotlara yaptığı halka açık ender bir konuşmasında: “Gerçeğin etrafındaki koruyucu katmanları ortadan kaldırabilenler için bulunmamış büyük fikirler, devrimler var.” demiştir.


Tanrının Vitrini


Dünyamız var olan en güzel gezegenlerden birisidir. Evrende bazen “Tanrının Vitrini” olarak da adlandırılır. Burada sahip olduğumuz manzaralar ve yaşam şekillerinin çeşitliliği evrende hiçbir yerde yoktur. Dağları, okyanusları, çölleri ve ormanları olan pek çok gezegen vardır ama bunların hepsine sahip olan çok gezegen mevcut değildir. İşte bu yüzden gezegenimiz pek çok galaktik savaşın sebebi olmuş ve bir “zafer ödülü” olarak görülmüştür.

Işık ve Karanlığa ait uzay gemilerinin göklerimizde “Uzay Savaşları”nda olduğu gibi birbirini kovaladığı açık savaş çok zaman önceydi. Şimdi resmen imzalanmamış olsa da bir galaktik barış anlaşması sürmektedir. İki taraf da milyonlarca yıl süren, sayısız hayata malolan ve tam bir kazananı olmayan sürekli savaş halinden yorgun düşmüştür.

Geçmişte Jüpiter ve Mars arasında Maldek, Marduk, Limona, Tiamat ya da Paz denilen başka bir gezegen vardı. Ama bu savaşlardan birinde imha edildi. Şimdi ise onun kalıntıları astreoid kuşağını ve “cüce gezegen” denilen Ceres’i oluşturur. Galaktik Federasyonun Dünyaya benzeyen bu gezegeni gelecekte eski haline kavuşturma planları vardır.

Güncel Nüfus


Günümüzde Dünya medeniyetindeki durum evrende orjinal bir durumdur, çünkü Balık Çağında ruhların ”ikilem” (iyi ve kötünün aynı toplumda olduğu) fenomenini tecrübe edebilecekleri bir gezegen olması planlanmıştır. Bu ruhun spiritüel gelişimine yardımcı olan bir durumdur. Birbirinden ve evrenin geri kalan kısmından maksimum ayrılık duygusunu yaratmak için Dünya karantina altına alınmıştır. Bu Galaktik Federasyon üyelerinin bizimle bağlantısına izin verilmemesi ve sadece bizi uzaktan takip etmesi anlamına geliyordu.

Negatif uzaylı ırklar Evrensel Kuralları sık sık ihlal ettikleri için, bunun doğuracağı tüm sonuçlara rağmen, Dünya’yı ziyaret ettiler. Aslında bu ikilem senaryosuna oldukça uyumluydu, ve Galaktik Federasyon bu duruma bu sebeple aldırış etmedi. Sadece negatif ırklar Dünyadaki yaşam dengesini tehdit ettiklerinde, mesela insanlığı büyük ölçüde virüs ya da nükleer savaşlarla yok etmeyi planladıklarında müdahale yapıldı. Ayrıca piyon olarak görülen insanlar Güneş Sisteminin dışına seyahat etmek istediklerinde müsamaha gösterilmedi.

İzole edilmiş şartlarda gelişen nüfus, bizi izleyen medeniyetlerce şaşkınlık ve anlayamama karışımı duygularla değerlendirildi. Çünkü bir taraftan sanatçı ve zanaatçılarda görüldüğü gibi, sevgi duyup ve güzel şeyler yaratırken, diğer taraftan kendi türümüze ve evimiz olan gezegenimize karşı bile zaman zaman son derece zalim ve kayıtsız olabiliyorduk.

Para gibi birşeyin var olduğu ve çok fazla güç verildiği, bilimin Tanrı ve uzaylı yaşamı ciddiye almadığı, ve bedava enerjinin sivil halka sızdırılmadığı tek medeniyet biziz. Bu son durum bizim suçumuz değildir, çünkü devrim yaratacak düşünceleri getirmek isteyen pek çok buluşçu İlluminati tarafından susturulmuştur. Nikola Tesla mesela, geçen yüzyılın başında birkaç mükemmel şekilde çalışan “0 noktası” enerji cihazları geliştirmiş ve durdurulmuştur.

Dünya evrenin her tarafından negatif karmalarını çözmek için ruhların geldiği (ya da çözemediği, çünkü her zaman başarılı olunamaz) bir “Hapishane Gezegen” olarak bilinmektedir. Bu döngü bitene kadar böyle olacaktır ve şu an döngü bitmek üzeredir.


Hayvanlarda olduğu gibi, bu gezegendeki çok fazla bitki de uzak geçmişte olan uzaylı ziyaretlerinin sonucudur.

Mesela ayçiçeği, kenevir ve mısır çok uzun bir zaman önce uzay gemileriyle buraya getirilmeseydi burada asla yetişemezdi.

Yaşayan Dünya


Özellikle Batıda insanların çoğunun anlayamadığı şey Dünyanın kendisinin yaşayan bir varlık olduğudur. İçinde ve etrafında ne olduğunu tam anlamıyla bilen gelişmiş bir varlıktır. Cennetten ruhu vasıtasıyla annesi ile bağlantıda olan ölmüş çocuk, Matthew Ward’a göre Gaia’nın ruhu her zaman 5. boyutta kalmıştır. Fakat Dünyadaki negatiflik onun bu döngüde bedeninin üçüncü boyutta kalmasına neden olmuştur. Bu durum da yakın zamanda sona erecektir, çünkü yükselme ile Dünya Anamızın ruh ve bedeni tekrar birleşecektir.

No comments:

Post a Comment