03 January, 2016

Bilinç (vicdan)



Bu yazı, www.thegreaterpicture.com web sitesinden izin alınarak tercüme edilmiştir. Kendilerine teşekkür ederiz.

Var olan herşeyin bilinci vardır. Herşey aynı protonlardan, elektronların, atomların, moleküllerin vb. temelini oluşturan fotonların (ışığın) yapıtaşlarından yapıldığından ötürü, başka türlüsü olamaz. Bu yapıtaşları, kendisi de –açıkça- bilinçli bir varlık olan Yaratıcının parçalarıdır.



Ancak var olan herşeyin aynı seviyede bilinci yoktur. Bitkilerin insanlardan daha az bilinci vardır, ve bizim de, yüksek boyutlardaki pek çok uzaylı ve daha yüksek varlıklardan daha az bilincimiz vardır.

Düşünüyorum, öyleyse varım!


Yaratıcı uzun evrim süreçlerine başlayacak olan kendisinin sayısız parçacıklarını sürekli kendisinden ayırır. Bu şekilde bu yüce varlık kendisini -yaratımın arkasındaki fikir olan- sonu gelmeyen formlarda, titreşimlerde, kokularda ve renklerde tecrübe eder.

Bir parçacık kendisini Yaratıcıdan ayırdığı anda bilincin kendi parçasını oluşturur. Bu andan itibaren buna ruh denilebilir. Bu ruh sonra kendi keşif seyahatine başlar ve o andan itibaren sadece tek şey ister: Yaratıcının sevgisine kendi yöntemiyle geri dönmeyi. Böylece varlığı boyunca tecrübeler kazanır, onlardan öğrenir, bilincini adım adım yükseltirken kendini geliştirir. Titreşimi azar azar işte böyle yükselir, sonunda en yüksek titreşime ulaşana ve Kaynak / Yaratıcı ile tekrar bir olana kadar.

Hiçbirşey yapmadan titreşiminiz yükselmez, bu sadece yaradılışın nasıl çalıştığını ve amacının ne olduğunu anladığınızda olur. Doğru olan bilgiyi her öğrendiğinizde, ve bu bilgilere göre yaşadığınızda, bilinciniz ve titreşiminiz yükselir.

Her biriniz kendinizi "oluşturan" frekansta titreşiyorsunuz. Bu, bilgi ve anlayışla yüreğinizi yükselttikçe değişir.
- Blossom Goodchild tarafından 14 Temmuz 2012 de kanallanarak aktarılan Galaktik Federasyon bilgisi

İnandıklarınıza göre yaşayın


Bilginize ve doğru olduğuna inandıklarınıza göre yaşamanız önemlidir, çünkü bunları fark edip de yaşamazsanız, özünüzü değiştiremezsiniz. Mesela hepimizin Tanrının bir parçası olduğuna ve bu nedenle hepimizin Bir olduğuna inanabilirsiniz. Ancak buna inanırken, sizden daha şanssız olan insanları düşünmeden, kariyerinizin peşinde koşma ve daha fazla varlık edinme derdinde olursanız, bu inancın size hiçbir faydası olmaz.

Ya da sevginin hayattaki en önemli şey olduğuna inanırken, geçmişte size kötü davranan insanlara karşı kin güderseniz, bilincinizi yükseltemezsiniz. Sadece içten bir şekilde herkesi affederseniz, ve size hala kin güdüyor olabilen insanlarla olan sorunlarınızı çözmeye uğraşırsanız, gelişiminizde yeni bir adım atmış olursunuz.

Bağışlama, bir menekşenin onu ezen topuk üzerine kokusunu bırakmasıdır - Mark Twain

Herşey Akaşik kayıtlara (Dünyadaki hayatın bir çeşit arşivi) kılavuzlarınızca kayıt edilmektedir. Yani herşey söylenip yapıldığında, seçimleriniz konusunda hiçbir şüphe kalmaz.

Açıkça karma yaratma durumundan her zaman kaçınılmalıdır. Çünkü karmayı beraberinizde taşırsınız, ve sizi ağırlaştırır.

Doğru olan nedir?


Gerçeği bulmak kulağa olduğundan daha kolay gelir. Yeni bilgi ile karşılaştığınızda bu bilgi, gerçek olduğunun garantisi ile gelmez. Bunun değerlendirmesini kendinizin yapması gerekir. İşte bu yüzden birçok insan bu sitede tarşılan gibi birçok şeyi duyduklarında omuzlarını kaldırırlar. Zihniyetlerini değiştirmektense, bunların "aldatmaca", "komplo teorisi" ya da "karışık" olduğunu söylerler.

Bu bizim dünyamızda, diğer “normal” sayılan gezegenlerden daha da zordur. Çünkü yöneticilerin - kontrolümüzü daha kolay yaptığından- gerçeği kasıtlı bir şekilde insanlardan sakladığı bir sistem içindeyiz. Diğer gezegenlerin çoğunda insanlar ve temsilcileri hayatı herkes için mümkün olduğunca keyifli yapmak için beraber çalışırken, tüm bilgiyi de birbirleri ile paylaşırlar. İşte bu yüzden Dünya çok zor, ama başarılı bir şekilde katılınırsa çok şeyin öğrenilebileceği bir okul olarak görülür!

Sahnede ilk defa


Ruh kendisini Kaynak’tan ayırdığında, sıfırdan başlamak zorundadır. Tamamen boştur ve neredeyse hiçbir şey bilmez. Sadece hayatın sahne ve sahne arkası olarak ayrıldığını ve sahnenin tecrübelerin kazanıldığı yer olduğunu bilir.

Daha önce bir şekli olmadığından, ilk önce beyinin gerekmediği tecrübeleri yaşar. Zihnimizin hayat olduğuna inanamadığı bir mineral, bir taş, ya da doldurulmuş ayıcık gibi şeyler olur. Bütün bu zaman bir şeklinin olmasının nasıl birşey olduğunu tecrübe ederken, etrafında neler olup bittiğini de anlar. Bu “bakmanın” ötesine geçer, çünkü etrafındaki yaşamın düşünce ve hislerini de tecrübe eder.

Su


Özellikle su ile de bilincin varlığı ölçülebilir. Su etrafındaki enerjiye hemen cevap verir. Örneğin Japon bilim adamı Dr.Emoto su kristallerinin “sevgi” ya da “aptal” gibi sözlerle karşı karşıya kaldığında tamamen farklı şekiller aldığını gösterdiği ilginç deneyler gerçekleştirmiştir.

Stuttgart Üniversitesinde de bu alanda şaşırtıcı buluşlar yapmışlardır. Su moleküllerinin birbirleri ile oluşturduğu yapının anında, belli bir insana değdiğinde ya da bir çiçek atıldığında, ya da değişik bir yapıdaki su eklendiğinde değişik şekiller aldığını görmüşlerdir.

Dr.Emoto’nun bulduğu en güzel su kristali “Sevgi ve Minnettarlık” kelimelerinin birlikte kullanılmasıyla oluşmuştur.

Bitkiler


Ruh ve kılavuzları onun dersini yeterince öğrendiği kararını verince, bir adım yukarıya çıkmasına izin verilir. Bu örneğin, bir bitki ya da ağaç olarak olur. Böyle bir yaşam bir mineral veya taş olmaktan öte çevresindekilere daha fazla karşılık vermeyi gerektirir, ve etrafındaki enerjiye karşı daha hassastır. İşte bu yüzden onlara iyi davrandığınızda, bitkiler canlanır ve onları yakmakla tehdit ettiğinizde olduğu gibi negatifliği tecrübe ettiklerinde strese girerler.

Bir bitkinin limitli bilinci olduğunu asmanın bir duvar ya da çit boyunca güneşe doğru tırmanması örneğinde görebiliriz. Kendisini tutan küçük filizleri tutunabileceği en güzel noktaları kaçırıp, bazen umutsuzca aşağıya sarkarlar.

Aynı zamanda bitkiler tecrübelerinden anlama yeteneğine sahiptirler. Gerekli pratikle onlara müzik yapmayı bile öğretebilirsiniz. Birşeyler öğrenen bir bitki öğrendiğini etrafındaki bitkilere de aktarabilir.

Asmanın filizleri rastgele birşey yapıyormuş gibi görünür ve sıkça kendisine dolanır.

Harika, bir beyin!


Bir kere ruh bu dersleri başarılı bir şekilde tamamlayınca, olaylar ilginçleşmeye başlar. Beyini olan bir varlık olarak enkarne olmaya (yeniden doğmaya) başlar. Beyin çoğu zaman hareket kabiliyeti ile beraber geldiğinden, ruhun artık bu noktadan sonra kendi tecrübelerini seçmesine çoğunlukla izin verilir. Bu, artık hareketleri etrafındaki yaşamı da etkileyeceğinden, eşi görülmemiş ihtimalleri olduğu gibi, büyük sorumluluğu da beraberinde getirir.

Beyinin olması sadece avantaj getirmez. Çünkü beyin yeni hayata tamamen boş, yazılmamış bir sayfa olarak başlar. Etrafındaki düşünce ve duyguları efor sarfetmeden tecrübe etmek artık bu hayatın parçası değildir. Bu tecrübeleri istiyorsanız, beyninizi eğitmeniz gerekir.

Başkalarıyla ve Tanrı ile bir olmak artık size verilen bir lütuf değildir. Her kişinin büyük ölçüde “kendisi için varolduğu” bir dünyada büyüdüğünüzde –Batıda bizim öğrendiğimiz gibi-, kolaylıkla bunun gerçek olduğuna inanabilirsiniz!

"İnsan aklı, varlığının en budala parçasıdır.” - Hipnoterapist, Dolores Cannon

İşte bu yüzden bir ruhun üçüncü boyutta bu okulu tam anlamıyla yaşaması ve bir basamak yukarıya hazır olmasını gerektirecek yüksek bir bilince gelmesi, sayısız enkarnasyonlar alır. Zamanla hemen hemen tüm ruhlar bunu başarır ve buna “yükselme” denilir. Bunu insanın vücuttayken yapması ihtimal dahilinde olsa da (James Redfield’in “Dokuz Kehanet” kitabında anlatıldığı gibi /Altın Kitaplar Yayınevi /The Celestine Prophecy ), bu çok seyrek olur. Genellikle iki birbirini takip eden yaşam arasında sahne arkasında her zaman bir süre zaman geçirilir. Bu ölüp cennete gitmenizle, ve sonra da yeni hayatınıza başlamanızla olur.

Beyine Destek


Hayat büyük bir seçimler dizisidir ve bazen doğru seçimin ne olduğunu yargılamak tecrübesiz bir beyin için aldatıcı olabilir. İşte bu yüzden pek çok yönden yardım alır. Bir bakıma şöyle çalışır: Sizin şu an “Ben” olarak tecrübe ettiğiniz bilinciniz, sizin şu anki ruhunuzdur. Beyininiz gibi, hayata boş başlamıştır ve şu anda hayatının her saniyesiyle dolmaktadır. Fakat sizin eski ruhlarınız halen daha yüksek boyutta mevcuttur. Sonsuza kadar “Yüksek Benlik/üst benlik” ya da “Yüksek Bilinç” de denilen yüksek ruhunuzun bir yönünü oluştururlar.

Yüksek bilincinizde zaman yoktur ve tüm bilgi serbestçe açıktır. İşte bu yüzden geçmiş yüzyılda yaşamış Medyum Edgar Cayce gibi yüksek benlikleri ile kanallama yapabilen insanlar, onlara okuma için gelen insanların tam olarak problemlerinin ne olduğunu bilebilir.

Yaşlı ruhlar sizinle, kalbiniz üzerinden bağlantı kurar ve sizin doğru seçimi yapmanıza yardım ederler. Ayrıca kılavuzlarınız ve yüksek benliğiniz de doğru yolda ilerlemenizi kalbiniz yoluyla sağlamaya çalışır. Tabiri caizse, vicdanı oluştururlar.

Fakat bazen kalpten gelenler iyi nasihat olmayabilir, çünkü bazen yaşlı ruhlar korkarlar ve kendi hayatlarında tecrübe ettikleri nedeniyle doğruyu gösteremezler. Bir ruhun yaşadığı travma birçok hayat öncesinde olsa bile, her türlü “açıklanamaz” korkular ve sapmalar yaratabilir. Bir tedavi ya da hipnoterapi ile duruma yaklaşım bundan kurtulmanın tek yoludur.

Beyin meditasyon esnasındaki gibi durgunluk durumuna getirildiğinde, yardımcılarınız mesajlarını size daha açık şekilde ulaştırabilir. Bu da bilincinizin gelişmesine yardımcı olur.

Hayat Sonrası


Hayat sona erdiğinde, ruh ölen vücudu terkeder. Kafatasının içindeki Epifiz bezinizden geçerek gider ve tüm tecrübeleri , düşünceleri ve anıları yanında götürür. Yakın ölüm deneyimi yaşayan insanlar sıkça bunu “tüm hayatım gözümün önünden geçti” şeklinde tarif ederler.

Bundan sonra ruh kendisini bir süreliğine kimsenin olmadığı bir yerde bulur. Bu çoğu zaman koyu ya da uzakta soluk bir ışığın olduğu mavi/gri boşluk olarak tanımlanır. Ruhlar daha sonra ölü bedenlerini yukarıdan, altlarında görürler. Bu, hayatlarında ölümden sonra yaşam olmadığına inanan insanlar için çok çarpıcı bir tecrübe olabilir.

Bazı ruhlar kendilerini cennet için hazır hissetmeyip hayatlarında bildikleri yerler ve insanlar etrafında dolaşsalar da, ruhların çoğu soluk ışığın gittikçe canlandığını görür. Onlara ışığa gitmeleri için yardım eden ölmüş sevdikleri birini ya da kılavuzlarını farkederler. Sonra cennete geçerler. Cennete gelişleri onların evcil hayvanları da dahil tüm sevdikleri tarafından büyük bir karşılama ile kutlanır, ve bunu neşeli bir birleşme izler.

Cennetteyken (Cennetten öncesine dair bile söylentiler vardır), her ruh hayatını değerlendirmek zorundadır. Böylece ruh sadece kendi tecrübelerinin etkilerinden değil, ondan etkilenen diğer insanların da ağırlıklarını serbest bırakır. Bu süreç hayatları boyunca çok üzüntüye neden olmuş insanlar için çok uzun sürebilir. Bu süreç tamamlanınca ruh dinlenir ve bir sonraki enkarnasyonu için yeni planlar yapmaya başlar.

Cennette, ya da görünen o ki orada olanlarca “Nirvana” denilen yerde kalmanın kendine ait ayrı bir hikayesi vardır. Bunun için daha sonra ayrı bir bölüm hazırlayacağız. En önemli bilinmesi gereken, ruh orada sonsuza kadar yaşar, ve varlığını çok çeşitli şekillerde doldurur. İsterse dersler alabilir (Dünyada kalan sevdikleri ile nasıl iletişim kurabileceğine dair gibi). Ruhun hoşuna gidebilecek her çeşit eğlence ve müzik vardır ve eğer buna hazırsa, uzaylı medeniyetleri de ziyaret edebilir.

Herkes cennette aynı seviyede olmaz, bulunduğunuz yer ruhsal gelişiminize ya da titreşiminize bağlıdır. Sizinle yaklaşık aynı seviyede ruhlarla karşılaşırsınız. Doğru zaman geldiğinde, ruh bir üst ruhun parçası olduğunun ve bu üst ruhun parçası olan başka birçok ruhun da cennette yaşadığının farkına varır.

Nirvana ile ilgili daha fazla şey bilmek isteyenler için, Suzanne Ward’ın "Matthew, Tell Me About Heaven" (Matthew, Bana Cenneti Anlat/ henüz Türkçe ye çevirilmemiştir) isimli kitabını tavsiye ederiz.

Bilimsel kanıt? Hayır, teşekkürler!


Ana akım bilim, bilincin beyin dışında olmadığını savunup durur. Yakın ölüm tecrübesi hakkında ve hipnoz halindeyken ortaya çıkan geçmiş yaşam anıları konularında en tatmin etmeyen açıklamalarla gelirler. Ayrıca, kalp nakli olmuş insanların başka huy ya da özellikler geliştirmelerini ya da tecrübe etmedikleri anılarının olması fenomenini de görmezden gelirler.

Kör doğup yakın ölüm tecrübesi esnasında kendilerini ve çevrelerini ilk defa gören insanlarla ilgili bir sürü vaka vardır. Bu fenomen hakkında da bir çalışma/araştırma dahi vardır.

Beyin ameliyatı için dikkat çekici beyin aktivitesi olmaması amacıyla anestezi altına alınan, daha sonra ameliyatın nasıl gittiğini, ameliyathanede neler konuşulduğunu detaylı bir şekilde söyleyen hastaların olduğu vakalar çok fazla sayıdadır. Bu kişiler hatta sık sık ameliyathane yanındaki koridorda ve tuvaletlerde neler konuşulduğunu da bilmişlerdir.

Enkarnasyon alanlarında ve kalp nakillerindeki hayret verici vakalar ortadadır. Ancak şu an için bilim bu konularda sağır edici bir sessizliğe bürünmüştür.

Kollektif Bilinç


Herkesin sahip olduğu kişisel bilinçten ayrı olarak bir de kollektif bilinç vardır.











No comments:

Post a Comment